Gökyüzünün Bahçeleri

Pusula

Yazar:

Gökyüzünün Bahçeleri - Betül kitap kapağı
Gökyüzünün Bahçeleri kitap kapağı

Kuzey, nezarethanede geçirdiği on iki saatten sonra serbest bırakıldı. Ne Mert ortaya çıkmıştı ne de Mira. Başkomiser, Kuzey'in delil olarak sunduğu küpeyi ve CD'yi incelemeye almıştı ancak ortada somut bir tanık ya da zanlı yoktu. Feza'nın ölümü ise karmaşık bir vaka olarak kayıtlara geçmişti. Kuzey Efe Çakabey, bir cinayet mahalinde bulunan tek kişiydi, ama aynı zamanda en iyi tanığıydı. Karakoldan çıktığında üzerine vuran öğle güneşi, gözlerini kamaştırdı. Oysa ruhu, Karanlık Şehir 'in o nemli, loş ışığına alışmıştı. Üzerindeki montu düzeltti. Artık İçimizdeki Şeytan 'ı okuyan, terk edilmişliğin acısıyla kahvesini yudumlayan eski Kuzey yoktu. Yerini, kartları yeniden dağıtmaya kararlı, pusulası intikamı gösteren bir adama bırakmıştı. Eve gitmedi. İlk durağı, elindeki tek gerçek kanıt olan kutuydu . Adamların bıraktığı arabayı bulup hızlıca eşyalarını aldığı Karanlık Şehir'deki o eve sürdü. Siyah kapının önünde durdu. Burada artık ne Feza'nın sesi ne de Ahu'nun ihanetinin çıtırtıları vardı. Sadece Mert'in sessiz zaferi kalmıştı. Kuzey, elinde CD ve küpeyle o kumar odasına geri döndü. Gece lambası masanın üzerinde duruyordu. Onu açtı. Loş, sarımsı ışık odayı doldurdu. Yaldızlı gece. CD'yi yanındaki bilgisayara taktı ve oynattı. "Oyun başlıyor. Saati belli, zamanı belli. Elbet yaşayanlar olacak, ölenler olacak ve elbet ki kendi hayatını mahvedenler olacak. İlk kurbanım sensin." Sesin tonu, Feza'nın gür sesinden daha derin, daha yırtıcıydı. Mert. Kuzey, küpeyi masanın tam ortasına, altı kartın atıldığı yere bıraktı. Küpenin ucu, masaya kazınmış incecik bir çizgiye değdi. Kuzey, o an fark etti: Masada sadece Feza'nın kumar izleri değil, Mira'nın kazıdığı ince bir harita vardı. Küpenin ucu, haritanın başlangıç noktasıydı. Ahu sana veda etmemişti. Mira, sana yol göstermişti. Kuzey, dizleri üzerine çökerek masanın çevresindeki çizgileri takip etti. Çizgiler, duvar dibindeki bir şifre kutusuna gidiyordu. Kutuyu zorlukla açtığında içinde bir not buldu. El yazısı, Ahu'nun o ağlamaklı veda notundaki el yazısıyla aynıydı, ama tonu bambaşkaydı: Mira'ya aitti. "Benden çalınan hayatın intikamı... Sen, Feza'yı yenecek tek kişisin, Kuzey. Ama Mert'e dikkat et. O, Feza'nın gölgesi değil, Feza'nın ruhunu yutan canavar. Eğer onu bulursan... bana ait olanı geri getir. Onursuzluğun bedelini ödeyecek." Notun altında sadece tek bir kelime yazıyordu: Poyraz. Kuzey gülümsedi. Geniş, soğuk bir gülümseme. Düşmanının patronu. O lanet olası kart oyununu tezgahlayan, Kuzey'in geleceğini çalan Poyraz Bey. Feza ve Mira, sadece piyondu. Ama Feza'nın ölümü... O Mert'in tahta çıkışıydı. Mert, Feza'yı ortadan kaldırmış, suçu Kuzey'in üzerine yıkmış ve şimdi patronu Poyraz ile işleri devralmıştı. Mira ise kayıplara karışmıştı. Ama Kuzey artık biliyordu. Pusulası Kuzeyi gösterirken, intikam rotası Poyraz'a ve onu kurtarmak zorunda olduğu Mira'ya dönmüştü. Elindeki notu yaktı. Karanlık şehir, son ışıklarını Kuzey'in yüzüne vururken, o artık yalnız bir figüran değildi. O, Yaldızlı Gecenin Avcısı 'ydı.

Bölümün tamamını WritePad'de oku