Karanlık Şehir
Yazar: Betül

O gece işte. Bütün dünyamın karanlığa büründüğü, beş dakikaya ait olan karanlık şehirlerin yeraltına girdiğim o gece. Soğuk kış gecesinde evimde kahvemi yudumlayıp kod yazarken, terk edildiğimi öğrendiğim ve geleceğimi belirleyen kartları seçip, kaderimi yazdığım o gece. Aslında benim dünyam aydınlıktı. Ta ki, bilmeden kendi ayaklarımla gittiğim ve içine çekildiğim o karanlık dünyaya girdiğim ana kadar. Şimdi ise hâlâ sandalyenin başında oturup çaresizce Feza'ya bakıyordum. Ne suçundan bahsediyordu bilmiyordum. Peki ya ben, bunu Ahu için yapar mıydım? Buraya gelmemi o istemişti, büyük ihtimalle her şeyden haberi de vardı. O beni sevmiyor olsa bile, ben onu sevmeye ve korumaya devam eder miydim? Evet, ederdim. Çünkü benim sevebileceğim tek insan o kalmıştı bu şehirde. Kimsesiz kaldığım gürültülü, aydınlık sokaklarda tek sığınağım o olmuştu. Şimdi ise yine yalnızdım, ama bu sefer farklıydı. Artık gürültülü ve aydınlık sokaklar değil, sessiz ve kirli sokaklar vardı. Yüreği kirlenmiş insanlarla doluydu bu sokaklar. Gökyüzünü görmeyen odaları vardı her birinin, bahçelerin kokusunu duyacakları bir pencereleri yoktu burada. Burası Karanlık Şehir'di. Ben ise bu karanlığın içinde, kendi dünyasında yaşamaya çalışırken başkalarının hayatına çekilen bir figürandan ibarettim. Hayatımız boyunca yaptığımız, başkalarının suçunu kabullenmekti. Çocukken yaptığımız yanlışları sadece silgiyle silerken, şimdi ya canımızla ödüyorduk ya da hayatımızla. Hâlâ bu eski binanın bir odasında otururken, gelen sesle yerimde kıpırdanıp ayağa kalktım. Sesin geldiği yöne doğru yöneldim. Yaklaştıkça, tanıdık gelen iki ses canımı acıtmaya yetmişti. Bir de konuşulanları duydukça. "Feza, ben elimden geleni yaptım senin için, şimdi sıra sende. Ben seni sevdiğimi gösterdim, sen ne yapacaksın? Suçu onun üzerine atarak mı beni sevdiğini göstereceksin?" Duyduğum ses, tam on saat önce benden telefonda veda ederek ayrılan sevgilime aitti: Ahu Ela Badırcan'a. Duvara sırtımı yaslayıp yere oturdum ve dinledim. "Ela, ben seni sevdiğimi daha nasıl göstereceğim? Sen o adamla birlikte olduğunda benim ne halde olduğumu gördün mü? Görmedin! Sen benim gözümün önünde o adamı sevdin ve şimdi benim hayatıma geldin. Onu sevmediğini söylüyorsun ama ben senin için yapacağım bunu. Ben senin için beş senelik düşmanımı alt edeceğim." Oturduğum yerden kalkıp, hızla geri döndüm. Kapıyı sertçe çarpıp bağırarak konuştum: "Feza Karamanlı!" Feza telaşlı bir şekilde, tek başına odadan çıktı ve ışıkların yanmadığı koridorda konuştu: "Ne oldu, Çakabey?" Ona doğru yaklaşıp sakin bir şekilde konuştum: "Evime gidip birkaç eşya alacağım, sonra geleceğim. Adamların da benimle birlikte gelsin." Kafasını salladı ve çıktığı odaya geri girdi. Evet, oyun şimdi başlıyor Feza Karamanlı. Senin beni dahil ettiğin bu karanlık oyunda yenilen ben değil, sen olmaya hazırlanıyorsun. Sen bana kart seçtirdin, ben ise sana sadece karanlık bir hayat vadedeceğim. II. Küpe ve Kayıp Kaset Evime geldiğimde adamları zorla ikna edip kapıda beklemelerini söyledim. Kapıyı kapattıktan sonra yatak odasına ilerledim ve Ahu'nun eşyalarını sakladığım, anılarımızın olduğu kutuyu elime aldım. Bu kutuyla çok şey yapabilirdim. Kutuyu ilk açtığımda gözüme bir CD ilişti. Kutuyu ve CD'yi alıp salona geldim ve CD'yi bilgisayarda oynattım. Ekrana gelen ilk şey, karanlık bir odadaki boş sandalyelerdi. Sonra ekranda bir adam gözüktü; sadece gözüken çakmağın ateşiydi. Arkadan gelen bir ses odayı doldurdu: "Oyun başlıyor. Saati belli, zamanı belli. Elbet yaşayanlar olacak, ölenler olacak ve elbet ki kendi hayatını mahvedenler olacak. İlk kurbanım sensin." CD bitmişti. Onu kutuya geri koydum ve Ahu'nun sakladığım küpesini buldum. Bende olan bir taneydi, diğeri kayıptı. Ahu öyle demişti ama bu küpenin onun için ne kadar kıymetli olduğunu biliyordum. Bu oyunun içinde küpe de vardı. Benden ayrılmadan iki gün önce küpesi kaybolduysa, bu da bu oyunla ilgiliydi. Hayatım öyle karmaşık hale gelmişti ki bilmek istemiyordum. Aklıma gelen fikirle oturduğum…