O gece
Yazar: Betül

Karanlık bir odaydı. Yalnızca masanın üzerindeki loş bir gece lambası her şeyi aydınlatıyordu. Kimin ne yaptığını ancak gölgeler arasında seçebiliyordun. Gece lambasının ışığında, gecenin sessizliğine karışan zar sesleri yankılanıyordu odada. Ve işte o an... bütün zarlar atıldı. Oda mutlak bir sessizliğe gömüldü. Geriye kalan tek şey vardı: Şah Mat! 3 Saat Önce Evimde, yarına yetiştirmem gereken sitenin kodlarını yazıyordum. Uykunun ağırlığına direnmek için kahvemi yudumlarken, odamın sessizliğini telefonun sesi böldü. Ekrana çevirdim bakışlarımı: Sevgilim Ahu arıyordu. Adını her gördüğümde tebessümle dolan dudaklarım yine gülümsedi. Telefonu açıp hoparlöre aldım ve bilgisayara bakmaya devam ederken konuştum: "Söyle Ahu'm ." Telefonun diğer tarafından ağlamaklı bir ses duyuldu: "Özür dilerim sevgilim, ben yapamıyorum. Seninle... bu acıya daha fazla dayanamıyorum. Ben gidiyorum. Sakın beni bir daha arama. " Ve telefonun kapanma sesi... Güzel başlayan gecem, kâbusa dönmüştü. Şaşkınlıkla telefona bakmaya devam ettim. Numarayı tekrar tuşlayıp aradığımda ise ulaşılamıyordu. Hızla yerimden kalktım. Üzerimdeki hırkanın üstüne montumu geçirdim ve kendimi soğuk rüzgârın içine attım. Apartmanın merdivenlerinden o kadar hızlı indim ki nefes nefese kalmıştım. Ancak yola çıkmadan önce durdum: En sevdiği çiçek olan beyaz gülleri aldım ve yola koyuldum. Yolda yürürken, kucağımdaki beyaz güllere umutsuzca bakıyordum. Ahu'nun apartmanının önüne gelip kafamı üçüncü kata kaldırdığımda, ışıkların kapalı ve perdelerin sıkıca çekilmiş olduğunu gördüm. Oysa Ahu karanlıktan korkardı ve genelde perdeyi çekmezdi. Hızla kapıdan içeri girdim ve üçüncü kata çıktım. Derin bir nefes alıp zile bastım. Başımı güllere eğip beklediğim sırada kapı açıldı. Başımı kaldırdığımda karşımda yaşlı bir teyze gördüm. "Buyur oğlum, kime bakmıştın?" O an kafamda Ahu'nun tek başına yaşadığı bilgisi dönüp duruyordu. "Ben Ahu Ela Badırcan 'a bakmıştım. Onu çağırabilir misiniz?" Kadının dudakları hüzünlü bir hal aldı ve üzüntüyle omuz silkti: "Oğlum, bahsettiğin kız bundan bir hafta önce buradan taşındı . Yani şu an nerede bilmiyorum." Duyduklarımla sanki başımdan kaynar sular dökülmüştü . Elimdeki güllere baktım, sonra da karşımdaki kadına uzattım: "Aslında bu çiçekleri ona almıştım ama... siz alın . Benden bir hatıra olsun." Kadın çiçeği alıp tebessüm etti ve kapıyı kapattı. Zorlukla merdiven demirlerine tutunup inecektim ki kapı tekrar açıldı. Kadının sesi duyuldu: "Oğlum, eşyalarımı yerleştirirken böyle bir kutu buldum. Bahsettiğin kıza ait olmalı, bir bak istersen. Gelip almadı, bazılarını da atmamızı iletmiş emlakçıyla. Ben bunu atmadım, belki gelir alır diye." Tebessüm edip elindeki kutuyu aldım ve merdivenlere yöneldim. Apartmandan çıktığımda, soğuk rüzgârlar yüzüme vurdukça ürkiliyordum . Buna ihtiyacım vardı, yoksa kendime gelemezdim. Aynı yolları tekrar yürüyüp evime ulaştım. Montumu sinirimi atmak istercesine yere fırlatıp duvar dibine çöktüm ve başımı ellerimin arasına aldım. Derin bir nefes aldığım sırada gözyaşlarım kendiliğinden akmaya başlamıştı bile. Bu hayatta hep terk edilmiştim . Dedem ile büyümüştüm, o da beni bırakıp gittiğinde hayata küstüğüm o an Ahu çıkmıştı karşıma. Onunla yeniden doğmuştum, şimdi ise yine o eski kişiye dönmüştüm. Kapının yanındaki komodinin üzerinde duran kutu ilişti gözlerime. Oturduğum yerden kalktım, kutuyu elime alıp tekrar yere oturdum. Kutuyu açtığımda üzerinde bir not vardı: "İçindekilere ilk aldığında bakmayacaksın, zamanı geldiğinde bakacaksın. Henüz zamanı değil. " Kâğıdın arkasını çevirdiğimde bir yazı daha vardı: " 1 Ağustos'ta saat 00:00'da Konak'taki Hürriyet Parkı'nda ol. " Hemen telefonuma uzandım. Tarih 1 Ağustos 'tu ve saat 20:10 'du. Yerimden doğrulup camın önüne yürüdüm ve İzmir manzarasına bakarak gelişigüzel akıttım gözyaşlarımı. Zaman çok çabuk geçmişti. Camın önünde dışarıyı seyredeli tam tamına iki saat olmuştu, saat 11'e geliyordu. Yerde duran ceketimi alıp kapıya yöneldim. Ellerim cebimde yürüyordum. Geçm…