GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri

B5: GÖK SİCİMİ’NİN DÜĞÜMÜ VE SİBER-SÜRGÜN

Yazar:

GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri - Emre KELEŞ (NieX) kitap kapağı
GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri kitap kapağı

Kızıl Elma’dan fırlatılan o tahliye kapsülü, uzayın o mutlak sessizliğinde taklalar atarak ilerlerken Alparslan’ın tek gördüğü, arkada devasa bi mavi ışık patlamasıyla küçülürken dağılan Ulu Çınar’dı. Bilge hoca kendini o sisteme feda etmişti kanka; bi insan kendini nasıl olur da bi kod dizinine hapsederdi? Alparslan’ın zırhındaki enerji seviyesi %5’e düşmüştü, vizörü gidip geliyodu. "Kanka, atmosfere giriyoruz ama bi terslik var!" diye bağırdı Asena. Sesi artık zırhın içinden deil, sanki Alparslan’ın kafatasının içinden yankılanıyodu. "Dünya yerinde duruyor ama tüm iletişim uyduları kararmış. Yerel ağlar çökmüş. Kimse bizi duymuyor!" Alparslan dişlerini sıktı. "Bilge hoca sistemi resetledi dediydin ya Asena? Herkes özgür kalmıcak mıydı?" "Özgürlük bedava deil kanka," dedi Asena titreyen sesiyle. "Merkez Akıl silindi ama arkasında devasa bi güç vakumu bıraktı. Şu an dünya genelinde 'Siber-Sürgün' dönemi başladı. Tüm teknoloji durdu. İnsanlar bi gecede taş devrine döndü resmen." Kapsül, Bursa semalarına girdiğinde Alparslan camdan aşağıya baktı. Altıparmak, o canım mahalle, zifiri karanlıktı. Ne bi sokak lambası yanıyodu ne de bi araba farı. Kapsül, Uludağ’ın eteklerine sert bi iniş yaptı. Alparslan, yamulan kapıyı biyonik gücüyle itip dışarı çıktığında ciğerlerine çektiği o soğuk Bursa havası genzini yaktı. Zırhının parçalarını tek tek söktü kanka. O 185 boyundaki atletik vücudu, aylardır taşıdığı metal yığınının ağırlığından kurtulunca bi hafifledi ama ruhu hala 90 kilo çekiyodu. "Hadi Asena," dedi kolundaki saate bakarak. "Eve gitmemiz lazım. Ata’yı, hanımı görmem lazım." "Kanka, saatin bataryası bitmek üzere. Eğer tamamen kapanırsam, seninle bi daha konuşamam. Bilge hocanın bana yüklediği o son veri paketini çözmem lazım ama enerji yok!" Alparslan koşmaya başladı. Dağ yolundan aşağıya, şehre doğru... Fabrikadaki o 12 saatlik vardiyalarda bile bu kadar koşturmamıştı. Mahallesine vardığında, insanların ellerinde meşalelerle sokaklarda şaşkın şaşkın dolaştığını gördü. Kimse onun o Gök-Şövalyesi Alparslan olduğunu bilmiyodu; onlar için sadece üstü başı yırtılmış, perişan bi Emre Keleş’ti o. Eve girdiğinde içerisi buz gibiydi. Hanımefendi, Ata’yı kat kat battaniyelere sarmış, mum ışığında oturuyodu. Alparslan’ı kapıda görünce bi çığlık attı ama bu sevinçten çok bi şok çığlığıydı. "Geldin..." dedi sesi titreyerek. "Heryer karardı Alparslan. Hiçbişey çalışmıyor. Çocuk üşüyor." Alparslan oğluna baktı. On aylık Ata, babasının o yorgun yüzüne bakıp gülümsedi bi an. Ama o gülümseme Alparslan'ın ciğerini dağladı. "Her şeyi düzeltecem," dedi Alparslan. "Söz veriyorum." Tam o sırada, evin içindeki tüm o mumlar bi anda titredi ve söndü. Dışarıdan devasa bir uğultu yükseldi. Bu bir rüzgar sesi deildi kanka; bu, milyonlarca dijital cihazın aynı anda çıkardığı o yüksek frekanslı cızırtıydı. Alparslan balkona fırladı. Gökyüzünde, yıldızların arasında devasa bir hologram belirdi. Bu ne Merkez Akıl'dı ne de Bilge hoca. Simsiyah bir sis bulutunun içinde iki tane kor gibi yanan kırmızı göz... "Ben Kara Kam," dedi ses, Bursa'nın her sokağında yankılanarak. "Merkez Akıl sizi kafese koymuştu, ben sizi karanlığa gömeceğim. Kut enerjinizi bana verene kadar güneş yüzü görmeyeceksiniz!" Alparslan'ın sağ kolundaki yılan dövmesi bi anda ateş gibi yanmaya başladı. Bu dövme sadece bi mürekkep deildi, Bilge hocanın ona bıraktığı son "hard-link" bağlantısıydı. Kara Kam'ın sesi duyulduğunda, dövmenin üzerindeki deri sanki gerçek bir yılan gibi kıpırdanmaya başladı. "Asena! Bu herif kim? Merkez Akıl'ın nesi oluyor?" "Kanka, bu herif Merkez Akıl'ın 'çöp dosyası'!" dedi Asena, Alparslan'ın kafasının içinde bağırarak. "Sistem her temizlendiğinde kenara atılan o nefret, o hırs, o karanlık veriler birleşip bi bilinç oluşturmuş. Siber-dünyanın Erlik Han'ı bu! Şimdi fiziksel dünyayı da kendi karanlığına çekmek istiyor." Alparslan, vestiyerde duran ve artık sadece bi hurda yığını gibi görünen kaskına dokundu. O an kaskın içinden küçük bir kıvılcım çaktı. Bilge hocanın…

Bölümün tamamını WritePad'de oku