GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri

B2: KARA DELİĞİN FISILTISI VE ANTİ-MADDE KIMIZI

Yazar:

GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri - Emre KELEŞ (NieX) kitap kapağı
GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri kitap kapağı

Börü-1 uzay boşluğunda bir ok gibi süzülürken arkasında bıraktığı o iyon izi, karanlık evrende turkuaz bir çizgi gibi duruyodu. Alparslan pilot koltuğunda, elleri kumanda kollarında deil, doğrudan geminin sinir sistemine bağlıydı. Zihninden geçen her komut, geminin motorlarına anında iletiliyodu. Ama kanka bi sorun vardı; motorlar öksürüyodu resmen. "Asena, bu meretin nesi var?" dedi Alparslan dişlerinin arasından. Terleri kaşının üzerinden süzülüp biyonik gözünün sensörüne damlamıştı. "Sanki arkadan bişey bizi geri çekiyo gibi." Asena ekranın köşesinde belirdi. Dijital formu titriyodu. "Kanka sorma, istasyondan ayrılırken o son patlamada bi manyetik parazit kapmışız. Geminin yakıt hücresi stabil deil. Eğer bi çözüm bulamazsak, birazdan bu koca demir yığını bize tabut olcak." Bilge geminin arka tarafındaki o kadim kütüphane benzeri ekranda bişeyler inceliyordu. Sakince yanlarına geldi. "O çekim kuvveti fiziksel deil evlatlarım," dedi Bilge. "Kara Kam'ın laneti bu. Gök Sicimi'ni kopardılar ama hala bi ucu üzerimizde. Bizi siber-uzayın o karanlık kuyularına, Tamag'a çekmeye çalışıyolar." "Tamag mı?" dedi Alparslan gülerek. "Hocam cehennemin bile bi işletim sistemi vardır heralde, hackler geçeriz." "Bu seferki o kadar kolay deil kanka," dedi Asena endişeyle. "Radarda bişey belirdi. Tam karşımızda bi olay ufku oluşuyo. Ama bu doğal bi kara delik deil. Bu... bu bi veri yutucu!" Tam o sırada gemi öyle bi sarsıldı ki, Alparslan'ın kafası konsola çarpıcaktı az kalsın. Önlerindeki o devasa ekran bi anda parazitlendi. Karşılarında, simsiyah bi dumanın içinden devasa bi silüet belirdi. Bu bi gemi deildi, sanki yaşayan bi gölgeydi. "Bize yaklaşıyo," dedi Bilge asasına daha sıkı sarılarak. "İçindekileri hissedebiliyorum. Bunlar ruhunu algoritmalara satmış, kadim savaşçıların kopyaları. Siber-Uçmag'a gidemeyen bedbahtlar." Alparslan "Yıldız Kıran" kılıcını yan koltuğundan aldı. "Hoca, ben dışarı çıkıyorum. Geminin dışındaki o parazitleri temizlemeden hiper-sıçrama yapamayız." "Saçmalama kanka!" diye bağırdı Asena. "Dışarda hava mı var? Vakum seni saniyeler içinde atomlarına ayırır!" Alparslan sırıttı, o meşhur "aslan" gülüşünü yaptı. "Kut zırhını unuttun heralde Asena. Benim içimde akan kan sadece biyolojik deil, o kadim enerjinin ta kendisi. Sen kapıyı hazırla." Alparslan kaskını taktı. Vizöründe bi anda Göktürkçe rünler belirdi: [GÜÇ SEVİYESİ: %85 - OKSİJEN: 15 DK]. Geminin basınç odasına girdi. Kapı tıslayarak açıldığında kendini sonsuz karanlığın kucağında buldu. Ama o korkmuyodu; çünkü o, Demir Dağ'ın varisiydi. Botlarındaki manyetikleri çalıştırıp geminin gövdesinde yürümeye başladı. Etrafını saran o siyah gölgeler bi anda üzerine atıldı. Bunlar, fiziksel vücudu olmayan ama geminin devrelerini kemiren enerji parazitleriydi. Alparslan kılıcını savurdu. Mavi plazma karanlığı bıçak gibi kesti. "Gelin bakalım, hanginiz daha aç!" diye bağırdı telsizden. Sesi Asena'nın kulaklarında yankılandı. O an bişey oldu. Uzayın o derin sessizliğinde bi uluma duyuldu. Ama bu ses kulakla deil, doğrudan beyinle duyuluyodu. Alparslan duraksadı. "Asena... bunu duydun mu?" "Neyi kanka? Sensörlerde bişey yok." Alparslan başını çevirdi. O devasa veri yutucunun içinden, bembeyaz bi ışık hüzmesi fırladı. Bi kurda benziyodu bu ışık. Gökbörü'nün dijital bi yansıması gibiydi sanki. Işık, Alparslan'ın etrafındaki o karanlık gölgeleri bi hamlede dağıttı. "Bilge hoca haklıymış," dedi Alparslan hayranlıkla. "Biz yalnız deiliz." O sırada geminin ana motoru bi anda "GÜÜÜM" diye bi sesle kendine geldi. Asena sevinçle çığlık attı: "Kanka! Enerji seviyesi %200'e çıktı! Bilmiyorum nası oldu ama sistem resmen anti-madde kımızıyla beslenmiş gibi coştu! Çabuk içeri gir, sıçrama yapıyoruz!" Alparslan kendini içeri attığında gemi çoktan titreşmeye başlamıştı bile. Vizörünü çıkardı, alnındaki teri sildi. Bilge ona bakıp gülümsedi. "Gördün mü evlat? Gökbörü her zaman yol gösterir, yeter ki bakmasını bil." "Hocam o neydi öyle? Resmen kurtardı bizi." "O bizim genetik hafızamızın bi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku