GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri
B20: DOKUZUNCU FELEK - KÖK HÜCRE VE SÖNMEYEN ATEŞ
Yazar: Emre KELEŞ (NieX)

Altın kulenin devasa basamakları iki dostun hırpalanmış postallarının altında geride kalırken, ulaştıkları son katman siber-uzayın bizzat varoluş noktasıydı. Dokuzuncu Felek: Merkez Akıl’ın ana işlem çekirdeği. Burası ne bir ormandı ne de bir fırtına vadisi; burası saf, ışıktan bir kürenin içinde milyonlarca kod satırının birer nehir gibi aktığı, insanlığın özgür iradesinin tutsak edildiği o nihai odaydı. Odanın tam ortasında, tahtında oturan Kara Kam belirdi. Gövdesi tamamen zifiri karanlıktan ve insan ruhunu köleleştiren o soğuk algoritmalardan örülmüştü; gözlerinde galaksileri yutacak bir kibir, sesinde ise siber-sürgünün o acımasız kışı vardı. Alparslan ve Alper oda adım attıkları an, yerdeki o akışkan ışık tabakası ağır ağır ayak bileklerine doğru tırmanmaya, zırhlarının aralıklarından içeri sızarak hareketlerini kısıtlamaya başladı. Bu, katmanın bizzat kendisinin uyguladığı bir yavaşlatma protokolüydü; sistem, yabancı iki dokuyu kendi merkezinde tamamen hareketsiz bırakıp yok etmek istiyordu. Kara Kam, tahtından kalkmadan sadece elini hafifçe havaya kaldırdı ve sesini tüm odada yankılattı. "Buraya kadar tırmanmanız hiçbir şeyi değiştirmeyecek," diye fısıldadı Kara Kam, sesi iki dostun bilincini sarsarak. "Siz o etten ve kemikten oluşan zayıf dünyanızla, bu kusursuz dijital düzeni yıkabileceğinizi mi sandınız? Siz unutsanız da bu sistem sizi her zaman birer köle olarak hatırlayacak. Dokuz kat göğü aşan o öfkeniz, bu ana çekirdeğin veri havuzunda saniyeler içinde eriyip gidecek. Sizden önce gelenler de aynı inançla bu kuleye tırmanmışlardı; şimdi hepsi o beşinci katın paslı ormanında birer anı kırıntısı olarak parazit yapıyor. Sizin sonunuz da farklı olmayacak." Kara Kam’ın bu sözleriyle birlikte, odanın tavanından aşağıya doğru devasa, simsiyah veri sütunları inmeye başladı. Her bir sütun, insanlığın ürettiği tüm o nefret, korku ve çaresizlik kodlarının birer yoğunlaştırılmış haliydi. Sütunlar iki dostun etrafını sararak onları mutlak bir karanlığın içine hapsetmeye çalışıyordu. Alparslan, yanındaki can dostu Alper’e baktı. Alper’in yarı siberleşmiş yüzündeki devreler son limitine kadar kızarmış, sol kolundaki siber-namlu aşırı yüklemeden dumanlar fırlatıyordu. Gövdesinin mekanik kısmı, katmanın o yoğun baskısına karşı koymakta zorlanıyor, küçük kıvılcımlarla sarsılıyordu. Ama o gözlerde, Altıparmak’ın o eski sokaklarında omuz omuza verdikleri o ilk günkü bükülmez sadakat duruyordu. Alper, acıyla dişlerini sıkmasına rağmen o her zamanki muzip ve sarsılmaz tonuyla siber-namlusunu Kara Kam’a doğru doğrulttu. "Kanka," dedi Alper, sesi o mekanik parazitlerin arasından saf bir insan tonuyla sıyrılarak. "Bu karanlık tiran son kozunu oynuyor ama bizim çayımız hala sıcak, yüreğimiz hala harlı. Sanayide ocağın ateşini nasıl harlıyorsak, şimdi de bu siber-çekirdeği öyle eriteceğiz. Sırtın bende, gözünü kırpma!" Alper’in bu duruşu, Alparslan’ın zihnindeki tüm o son şüphe kırıntılarını da yakıp kül etti. Alparslan, dostunun bu sarsılmaz güveniyle içindeki o tüm insanlık korkusunu, ailesine olan o derin özlemini ve evine dönmesi gereken bir baba olmanın verdiği o muazzam sorumluluğu tek bir iradeye dönüştürdü. O dördüncü katın hafıza odasında yüzleştiği o çaresizlik, şimdi onun en büyük silahı haline gelmişti. Yıldız Kıran’ı kınından çıkardığında, kılıcın çıplak çeliği üzerindeki Göktürkçe rünler, sağ kolundaki o yılan dövmesiyle aynı anda, siber-evrenin tüm karanlığını yırtacak kadar güçlü bir turkuaz plazma ateşiyle parıldadı. Bu ışık, etraflarını sarmaya çalışan o siyah veri sütunlarını daha çelik onlara dokunmadan eritip buharlaştırmaya başladı. Alparslan kılıcı iki eliyle kavradı, o bükülmez lider duruşuyla Kara Kam’ın gözlerinin içine baktı. "Biz sıradan insanlarız Kara Kam," dedi Alparslan, sesi Dokuzuncu Felek’in o sahte gökyüzünü çatlatırken. "Ama sıradan insanlar, sevdikleri için bu tahtları yerle bir eder. Töre unutmaz, kan unutmaz, insanlık pes etmez! Biz aşağıda bıraktığımız o bir mum ışığının, o masum çocukların geleceğ…