GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri

B1: UYANIŞ VE PASLI RÜYALAR

Yazar:

GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri - Emre KELEŞ (NieX) kitap kapağı
GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri kitap kapağı

Karanlık... Ama öyle bildiğin gece karanlığı deil kanka. Sanki gözlerinin içine simsiyah bi mürekkep dökmüşler gibi bi karanlık. Alparslan bi anda sıçrayarak uyandı. Ciğerlerine çektiği o metalik, pas kokulu hava genzini yaktı. "Nerdeyim lan ben?" diye mırıldandı ama sesi boş metal odada yankılandı sadece. Sol bileğindeki o mekanik saat bi anda cızırtıyla çalışmaya başladı. Üzerinde Göktürkçe harflerle bişeyler yanıp sönüyodu. Alparslan biyonik elini başına götürdü, kafasının arkasındaki o veri giriş portu hala sızlıyodu. Belli ki o "Yasak Bölge"den gelen sinyaller beyin kıvrımlarına kadar işlemişti. "Kanka sonunda uyandın be!" diye bi ses geldi tepeden. Bu Asena’ydı. Ama kanlı canlı deil, odadaki holoprojektörden yansıyan o turkuaz ışıklı silüetiyle ordaydı. "İstasyonun altını üstüne getirdik, seni bulana kadar canımız çıktı. Bilge hoca dışarda bekliyo, sistemleri zar zor ayakta tutuyo." Alparslan doğruldu, üzerindeki o eski ama teknolojik zırhın parçaları birbirine sürtünce gıcır gıcır sesler çıkardı. "Noldu en son? O Mankurt sürüsü kapıyı zorluyodu..." dedi. Hatırlamaya çalışırken kafası zonkluyodu. "Mankurtlar kapıyı deil, senin zihnini zorluyodu Alparslan," dedi bi ses. Bu sefer gelen Bilge’ydi. Kapının eşiğinde durmuş, elindeki o nanoteknolojik asasına dayanarak onlara bakıyodu. "Kut enerjini çekmeye çalıştılar ama unuttukları bişey vardı; demir dağı eritmiş bi soyun kanı, dijital prangalarla bağlanmaz." Alparslan ayağa kalktı. Boyu 1.85 civarıydı ama o zırhla beraber sanki bi dev gibi duruyodu odada. Sağ kolundaki o yılan dövmesinin üzerinden geçen lazer hatları, biyonik güç sistemi devreye girdikçe parlamaya başladı. "Ee, napıyoruz şimdi hoca? Oturup paslancak mıyız burda?" Bilge derin bi nefes aldı, gözlerindeki o veri akışı bi an duraksadı. "Ötüken-9 istasyonu artık güvenli deil. Kara Kam'ın müritleri Gök Sicimi'ni ele geçirdi. Eğer o sicimi koparırlarsa, evrendeki tüm Türk boyları sonsuz bi karanlığa, bi veri silinmesine mahkum kalıcak." Üçü beraber istasyonun devasa koridorlarında yürümeye başladılar. Heryer yanmış kablolar, patlamış devrelerle doluydu. Alparslan'ın botları her adımda 'çat çat' diye metal zemini dövüyodu. Noktalama işaretlerine falan bakmıyolardı artık, tek dertleri ordan sağ çıkmaktı. Bi ara durdu Alparslan. Duvarın kenarında duran bi yansımaya baktı. Kendi yüzünü gördü ama tanıyamadı bi an. Gözleri artık insan gözü gibi deildi; içinden incecik altın sarısı bi ışık geçiyodu. "Ben daha insan mıyım Bilge?" diye sordu kısık sesle. Bilge durdu, elini Alparslan'ın metal omuzuna koydu. "İnsanlık dediğin şey et ve kemik deildir evlat. O, taşıdığın ülküdür. Eğer kalbin Kızıl Elma için atıyosa, heryerin makine olsa nolur?" O sırada istasyonun tavanından devasa bi patlama sesi geldi! Toz duman birbirine karıştı. Yukarıdan aşağıya sarkan o siber-kabloların arasından kırmızı gözlü, heryeri mekanik parçalarla kaplı Mankurtlar dökülmeye başladı. "Hass..." dedi Alparslan ve sağ elini arkasına attı. Sırtındaki o "Yıldız Kıran" kılıcını çekti. Kılıç daha kınından çıkar çıkmaz etrafa mavi bi plazma dalgası yaydı. "Asena, kapıları hackle! Bilge hocam sen arkamda kal!" Asena bi anda bi ışık topuna dönüşüp sistemin içine daldı. "Hallediyorum kanka, şu ana bilgisayarın canını okuyacam şimdi!" diye bağırdı dijital dünyadan. Alparslan ilk gelen Mankurt'un üzerine atıldı. Kılıcı havada öyle bi ıslık çaldı ki, sanki gök yarılıyodu. Mankurt'un metal kafası daha nolduğunu anlamadan koridorun öteki ucuna fırladı. Ama sayıları çok fazlaydı kanka, sanki heryerden fışkırıyolardı. "Burası Ergenekon deil ama," diye bağırdı Alparslan dövüşürken, "burdan çıkışın tek yolu bu demir yığınlarını eritmek!" Alparslan'ın zırhı her darbede kıvılcımlar saçıyodu. Bi tanesi tam arkasından saldıracakken, Bilge asasını yere vurdu. Bi anda odada bi manyetik alan oluştu ve Mankurtlar havada asılı kaldı. "Hızlı ol Alparslan! Enerjim tükeniyo!" diye bağırdı ihtiyar. Alparslan nefes nefeseydi, terleri metal vizörünün içinden süzülüyodu. "Asena, nerd…

Bölümün tamamını WritePad'de oku