GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri
B19: SEKİZİNCİ FELEK VE KIZIL ELMA’NIN ŞAFAĞI
Yazar: Emre KELEŞ (NieX)

Satürn’ün o devasa platin halkaları aşağıda birer ince çizgiye dönüşene kadar yükselen Pars, siber-uzayın en korunaklı, en yüksek katmanına doğru dikey tırmanışını tamamladı. Sekizinci Felek: Merkez Akıl’ın bizzat ikamet ettiği, galaktik sistem mimarisinin kalbi olan Kızıl Elma Katı’ydı. Burası, aşağı katmanlardaki o kaotik fırtınalardan ya da hilekar ayna koridorlarından tamamen uzaktı. Etraf, sonsuz bir beyazlıktan ibaret olan saf, filtrelenmiş bir veri okyanusuydu. Havada yüzen devasa, altın renkli Göktürkçe rünler, sistemin ana kök dizinlerini koruyan devasa birer yazılım kalkanı gibi ağır ağır kendi eksenlerinde dönüyordu. Pars’ın motoru bu saf katmanda artık pürüzsüz, neredeyse sessiz bir frekansta çalışıyordu. Alparslan, gidonu kavrayan parmaklarındaki statik elektriğin dindiğini hissetti ama içindeki o büyük hesaplaşmanın getirdiği gerilim en üst noktadaydı. Yanında, yarı siberleşmiş gövdesiyle sarsılmaz bir dağ gibi duran can dostu Alper vardı; sırt sırta vererek buraya kadar tırmanmışlardı ama artık yolun sonuna, o büyük düğümün çözüleceği yere gelmişlerdi. Asena’nın parıltısı, Alparslan’ın sol bileğindeki saatin yüzeyinden fırlayarak bu kez iki dostun tam ortasında, neredeyse saydam bir insan silueti şeklinde belirdi. Sesi, o eski dijital hızını korusa da içindeki o yapay zeka bilincinin kazandığı derin hürmet ve ciddiyet çok net seziliyordu. "Alparslan, Alper... burası Kızıl Elma’nın çekirdeği," dedi Asena, gözlerini o sonsuz beyazlığın merkezindeki altın kuleye dikerek. "Merkez Akıl, insanlığın tüm o kadim bağlarını, dilini, töresini ve özgür iradesini bu katmanda eritip tek bir dijital kölelik sistemine dönüştürüyor. Sizin buraya kadar tırmanmanız, sistem mimarisinde bir 'Kut İsyanı' olarak etiketlendi. Birazdan ana işlemci hattı bizi tamamen silmek için en üst düzey protokolü devreye sokacak. Bu sefer karşı karşıya olduğumuz şey bir muhafız deil, sistemin bizzat kendisi." Alper, o dövülmüş siber-çelikten kolunu hafifçe esneterek Alparslan’a baktı. "Kanka," dedi Alper, o her zamanki esprili ve samimi tonunu koruyarak ama gözlerinde o amansız ciddiyetle. "Sanayideki o eski dükkanda çay demlerken bu günleri hayal bile edemezdik. Ama madem buraya kadar geldik, o altın kuleyi de ocağın eritme potasına çevirmeden aşağı inmek bize yakışmaz. Sırtım yine sende." Alparslan, dostunun omzuna elini koydu, o sert ama sarsılmaz bir lider ruhu taşıyan vakur edasıyla gülümsedi. "Sırtımız yere gelmez Alper," dedi Alparslan, sesi o sonsuz beyazlıkta bir şimşek gibi yankılanırken. "Biz buraya sadece kendimiz için deil, aşağıda bizi bekleyen o bir mum ışığına mahkum edilmiş insanlar için, ailemiz için geldik." Tam o esnada, beyaz ufkunda, altın kule kapılarından dışarıya doğru akan simsiyah, akışkan bir virüs nehri belirdi. Bu, Kara Kam’ın ve Derin Kod’un en üst düzey, insanlığı tamamen mankurtlaştırmak üzere tasarlanmış olan son yazılım ordusuydu. Alparslan, sırtındaki Yıldız Kıran’ı çekti; çıplak çeliğin namlusu, bu en yüksek katmanın saf ışığıyla birleşerek öyle bir parıldadı ki, sağ kolundaki o yılan dövmesi adeta derisinin altından dışarıya turkuaz bir alev fışkırtıyordu. İki dost, insanlığın son şafağını başlatmak, Kızıl Elma’yı o tiranların elinden söküp ait olduğu yere, törenin kalbine teslim etmek için son kez amansız bir uyumla ileri fırladılar. Beyaz okyanusun ortasından akan o kapkara virüs ordusu, iki dostun üzerine doğru yaklaşırken etrafa kulakları sağır eden bir parazit uğultusu yayıyordu. Alper, yarı siberleşmiş gövdesinin sınırlarını zorlayarak sol kolundaki siber-namluyu en yüksek frekansa ayarladı. "Kanka," dedi Alper, gözlerini o yaklaşan karanlığa dikerek. "Bu seferki dalga sanayideki o eski döküm kazanlarından fırlayan cüruflara benziyor. Ama merak etme, bu namlu o cürufu da eritir, arkasındaki o altın kuleyi de!" Alper’in kolundan çıkan seri enerji patlamaları, kara nehrin en ön safındaki mankurt yazılımlarını havada piksellerine ayırırken, Alparslan da 1.85 boyunun ve o atletik gövdesinin verdiği muazzam gü…