GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri

B17: JÜPİTER’İN FIRTINASI VE KADİM DOST

Yazar:

GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri - Emre KELEŞ (NieX) kitap kapağı
GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri kitap kapağı

Altıncı Felek, siber-uzayın o bilinen tüm sınırlarını zorlayan, devasa veri fırtınalarının hüküm sürdüğü Jüpiter Katı’ydı. Pars’ın plazma motoru, yukarı doğru tırmanırken katmanın o yoğun manyetik alanı yüzünden parazit yapıyor, hırpalanmış gövdesi fırtınanın savurduğu devasa statik dalgalarla sarsılıyordu. Alparslan, gidonu kavramış olan parmaklarında bu kez sadece fiziksel bir yorgunluk deil, ruhunun en derin katmanlarından sızan o amansız yalnızlığı hissediyordu. Her felekte bir parçasını bırakmış, her kapıda geçmişiyle, korkularıyla ve insanlığıyla yüzleşmişti. Tam bu kaotik fırtınanın ortasında, Pars’ın sol dengeleyicisine çarpan devasa bir veri bloku pusatın dengesini tamamen bozdu. Alparslan, ne kadar çabalasa da girdaba engel olamadı; pusatı altından kayıp giderken, o devasa gövdesiyle siber-katmanın o parlak, saydam zeminine sertçe düştü. Vizörü tamamen kararmış, zırhının içindeki o yaşam destek üniteleri kırmızı alarm vermeye başlamıştı. Yerde, o mutlak karanlığın sınırında sırtüstü yatarken, zihninde sadece oğlunun kokusu ve karısının yüzü dönüyordu. Bittiğini, bu derin fırtınanın onu yutacağını düşündüğü o en çaresiz anda, kaskının içindeki eski hat telsizinden, siber-uzayın hiçbir frekansına uymayan, bildik, o çok tanıdık ve samimi bir ses dalgası yükseldi. Telsizden ses geldi: “Hala aynı mal gibi dalıyorsun olaylara kanka.” Alparslan dondu. Aldığı darbenin etkisiyle zihninin ona bir oyun oynadığını sandı; çünkü bu ses, bu dünyadan, o siber-sürgünden önceki o dertsiz tasasız, yediklerinin içtiklerinin ayrı gitmediği o eski güzel günlerden kalmaydı. Dudakları titredi, vizörünün altından sızan kan tadını yutkunarak fısıldadı: “...Alper?” Fırtınanın o pas rengi toz bulutu aralandığında, sislerin içinden ağır ama güven veren adımlarla bir figür belirdi. Gelen, Alparslan’ın can dostu, o en zor anlarda bile omzunu hissettiği Alper’di. Ancak Alper, bıraktığı gibi sıradan bir insan deildi; vücudunun sol tarafı tamamen yarı siberleşmiş, mekanik devreler ve turkuaz veri hatları derisinin altından yüzünün yarısına kadar bir maske gibi tırmanmıştı. Bir kolu tamamen siber-çelikten dövülmüş bir pusatı andırıyordu ama o gözlerindeki muzip, o can dostu samimiyeti hiç değişmemişti. Alper, yerde yatan Alparslan’a elini uzattı, o mekanik elin soğukluğuna inat, kavrayışı o eski mahalle sıcaklığını taşıyordu. "Ayağa kalk Alparslan," dedi, sesi fırtınayı bastıran bir neşeyle doluydu. "Sen buralarda tek başına taht yıkmaya çalışırken, benim sanayide oturup çay içeceğimi mi sandın? Bu katmanın şifresini çözmek için sol tarafımı bu canavarlara feda ettim ama ruhumu alamadılar. Şimdi seninle yarım kalan o hesabı kapatmaya geldim." Alparslan, dostunun elini tutup ayağa kalktığında içindeki o tüm şüphe ve yorgunluk bir anda uçup gitti; insan tek başına kırılabilirdi ama yanında bir dostu varsa o demir yeniden dövülürdü. Fırtınanın derinliklerinden, Merkez Akıl’ın bu katmana özel olarak programladığı o devasa, krom kaplı siber-avcılar belirmeye başladığında, iki dost hiçbir kelime konuşmadan, o bin yıllık bir alışkanlıkla anında sırt sırta verdiler. Alparslan Yıldız Kıran’ı kınından çıkardı, Alper ise o yarı mekanik kolundaki siber-namluyu ateşleme moduna aldı. "Kaç kişiler kanka?" diye sordu Alper, esprili dilini hiç bozmadan. Alparslan, kılıcın kabzasını daha sıkı kavradı, o sert ama arkasında dostu olmanın verdiği huzurla parıldayan lider ruhuyla gülümsedi. "Fark etmez Alper," dedi, sesi Jüpiter’in fırtınasını ikiye bölerken. "Geldikleri gibi hurdaya dönecekler. Sırtım sana emanet can dostum." İki eski dost, siber-uzayın bu en yüksek katında, karanlığın üzerine doğru adeta tek bir beden gibi, o eski günlerin intikamını almak ve geleceği yeniden yazmak için ölümcül bir uyumla ileri fırladılar. Jüpiter’in o hırçın veri kasırgası, iki dostun sırt sırta vermesiyle sanki bir anlığına yön değiştirdi; çünkü evrenin en soğuk algoritmaları bile iki insanın birbirine olan sarsılmaz inancını hesaba katamamıştı. Alper’in o yarı mekanik kolundan fırla…

Bölümün tamamını WritePad'de oku