GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri

B12: İKİNCİ FELEK - MERKÜR’ÜN AYNASI VE ZİHİN KAFESi

Yazar:

GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri - Emre KELEŞ (NieX) kitap kapağı
GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri kitap kapağı

Yıldız Katı’nın o kristalize barikatları Pars’ın arkasında birer toz bulutu gibi dağılırken, yukarı doğru uzanan turkuaz ışık hattı Alparslan’ı siber-uzayın en tekinsiz katmanına doğru fırlattı. İkinci Felek: Merkür’ün Aynası. Burası, Merkez Akıl’ın ve galaktik sistem mimarlarının sadece ham veriyi deil, insanların algılarını, korkularını ve bastırılmış arzularını birer silah olarak depoladığı bir manipülasyon katmanıydı. Pars’ın motor bloğundaki sıvı plazma bu katmana girer girmez yönünü şaşırdı; manyetik kanatçıklar adeta görünmez bir girdabın içinde titremeye başladı. "Kanka, sistemde çok tuhaf bir sapma var!" diye bağırdı Asena. Sesi bu sefer Alparslan’ın beyninin içinde yankılanırken pikselli ve bouk geliyordu. "Burası fiziksel bir zırhla ya da kaba güçle geçilebilecek bir yer deil. Merkür Katı, zihnindeki portları tarıyor. Dikkat et, senin o 12 saatlik fabrika vardiyalarındaki yorgunluğunu, o pres makinelerinin altındaki stres pencerelerini birer açık kod olarak kullanmaya çalışıyor!" Alparslan, 1.85 boyundaki o devasa atletik cüssesini Pars’ın üzerine daha da sabitleyerek gidonu sıktı. "Salsınlar ne varsa Asena!" dedi, keskin kahverengi gözlerini katmanın o sislere bürünen derinliklerine dikerek. "Biz fabrikada o polyester kazanlarının başında, sıcaktan beynimiz dönerken bile gözümüzü kırpmadan çeliğe yön vermiş adamız. Bizim zihnimizi üç beş sahte illüzyonla kafese koyamazlar!" Katmanın içindeki o gri sis aniden dağıldı ve Pars’ın altındaki o parlak siber-hatlar bir anda parke taşlarına dönüştü. Alparslan motoru yavaşlattı. Etrafına baktığında, kendini siber-uzayda deil, Bursa’nın Altıparmak mahallesindeki o tanıdık sokakta buldu. Ama mahalle bomboştu; ne bir insan sesi vardı ne de bir hayat belirtisi. Sadece sokak lambalarının yerinde devasa dijital aynalar duruyordu. Alparslan motorundan indi, Yıldız Kıran kılıcının kabzasına elini attı. Tam o esnada, yolun karşısındaki aynalardan birinin içinden bir figür ayrıldı. Gelen, Aslı’ydı. Kucağında beş aylık Ata ile beraber Alparslan’a doğru yürüyordu. Yüzünde o tanıdık, huzurlu gülümseme vardı. "Alparslan, bitti..." dedi Aslı, sesi sokağın her köşesinde yankılanarak. "Bırak artık o kılıcı. Bak, borçlar bitti, o fabrikanın kasvetli havası geride kaldı. Eylül ayındayız, banka kredisi kapandı ve o hayalini kurduğumuz müstakil, ayrı eve taşındık. Annen içeride çayı demledi, seni bekliyoruz. Artık siber-savaşçı olmana gerek yok. Sıradan, huzurlu bir hayatımız var." Alparslan’ın sol bileğindeki o mekanik saatin ibreleri bi anda geriye doğru dönmeye başladı. Saatin ekranında `SİSTEME ENTEGRE OLUNUYOR... HAFIZA SİLİNİYOR...` uyarısı belirdi. Alparslan bir anlığına kılıcı tutan elini gevşetti. O kadar yorgundu ki... O altı günlük amansız mesailer, 7.5 saatlik normal zamanın üzerine binen 3.5 saatlik fazla mesailer, gece yarıları Ata’yı uyutmak için çekilen uykusuzluklar... Hepsi birer birer zihnine birer ağırlık gibi çöktü. Bu sahte huzur, onun en zayıf anını kolluyordu. "Kanka! Sakın inanma, o Aslı deil!" diye çığlık attı Asena. Ama sesi o kadar uzaktan geliyordu ki, sanki derin bir kuyunun dibindeydi. "Bu bir 'Zihin Kafesi'! Eğer o aynadaki görüntüye sarılırsan, bilincini Merkez Akıl’ın alt veritabanına bir simülasyon olarak hapsedecekler. Gerçek dünyadaki bedenin sanayi dükkanında bir daha uyanamayacak!" Alparslan tam aynadaki Aslı’ya doğru bir adım atacakken durdu. Gözleri, Aslı’nın elinde tuttuğu o kitaba takıldı. Karısının yazdığı o psikolojik romanın, "Oyun Bozan"ın kapağıydı bu. Ama kapaktaki yazıların yerinde soğuk, yeşil renkli binary kodları akıyordu. Alparslan gülümsedi. O sert, bükülmez "bozkurt" edası yüzüne geri geldi. "Benim hanımım bir yazar," dedi Alparslan, sesini tüm katmanda yankılatarak. "O, insan ruhunun derinliklerini yazar, siber-kodları deil. Ve onun yazdığı 'Oyun Bozan', tam olarak senin şu an kurduğun bu sahte oyunu bozmak için var kanka!" Sağ kolundaki o minimal fine-line yılan dövmesi bir anda öyle bir turkuaz plazmayla patladı ki, Alparslan’ın derisi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku