GÖK SİCİMİ: Demir Dağ'ın Varisleri
B9: ALTIPARMAK SAVUNMASI VE SİBER-MANKURTLAR
Yazar: Emre KELEŞ (NieX)

Pars, siber-uzayın o paramparça olmuş ışık koridorlarından Dünya atmosferine doğru dikey bir dalış yaparken arkasında bıraktığı turkuaz iyon izi, Bursa semalarında adeta yapay bir kutup ışığı oluşturmuştu. Alparslan, kaskını Ötüken-Sıfır meclisinde fırlatıp attığı için yüzüne çarpan o buz gibi galaktik rüzgarı doğrudan teninde hissediyordu. 1.85 boyundaki o devasa cüssesiyle Pars’ın gidonuna iyice kapandı; sağ kolundaki yılan dövmesi, Kara Kam’ın çekirdeğini patlattığı andan beri hala kor gibi sıcaktı ve derisinin altında adeta canlı bir devre gibi nabız gibi atıyordu. "Kanka! Atmosferi deldik ama aşağısı tam bir ana baba günü!" diye bağırdı Asena. Sesi, Alparslan'ın doğrudan kulak zarına vuran o siber-frekanstan geliyordu. "Kara Kam’ın meclisteki o ana gövdesini darmadağın ettin ama ölmeden önce sisteme bıraktığı o son 'Mankurt-Script'i dünya genelindeki tüm pasif akıllı cihazları tetiklemiş! Altıparmak’taki o eski sokak lambaları, trafolar, hatta hurdalıktaki eski araç beyinleri bile birer siber-mankurta dönüşüp senin eve doğru ilerliyor!" Alparslan dişlerini sıktı, Pars’ın gaz kolunu sonuna kadar kırdı. "Aslı... Ata..." diye mırıldandı içinden. Fabrikadaki o uzun, bitmek bilmeyen 12 saatlik vardiyalarında, polyester kazanlarının o boğucu sıcağında çalışırken tek bir motivasyonu vardı; evine dönüp ailesinin huzurunu görmek. Şimdi o huzura göz dikmiş dijital bir çöp yığını vardı karşısında. "Hızlan Asena! Zırhta kalan son enerjiyi de Pars’ın motoruna ver, gerekirse buraya çakılalım ama o sokağa benden önce kimse girmeyecek!" Pars, Altıparmak’ın o zifiri karanlık, siber-sürgün altındaki dar sokaklarına kulakları sağır eden bir sonik patlamayla teker koydu. Motorun altından çıkan mavi kıvılcımlar sokaktaki eski parke taşlarını aydınlatırken, Alparslan gördüğü manzara karşısında Pars’ı yan yatırarak durdurdu. Sokak lambalarının direkleri kendi ekseninde bükülmüş, içlerindeki yüksek voltajlı kablolar birer kırbaç gibi yerlerde sürünüyordu. Mahalledeki eski hurda arabaların motor blokları kendi kendine çalışmış, üzerlerine yapışan eski dijital tabelalar ve tellerle adeta yürüyen metal mankurtlara dönüşmüşlerdi. Ve hepsi, Alparslan’ın o mum ışığıyla aydınlanan evinin kapısına doğru yükleniyordu. Balkonda, elinde eski bir fenerle duran Aslı’yı gördü; kucağında sıkı sıkı sardığı Ata ile geri çekilmeye çalışıyordu. "Uzak durun lan ailemden!" diye kükredi Alparslan. Pars’ın üzerinden bir ok gibi fırladı. Sırtından çıplak siber-çelikten ibaret olan Yıldız Kıran’ı çekti. Kılıçta plazma enerjisi kalmamıştı ama Alparslan'ın içindeki o kadim "Kut" gücü kılıcın namlusuna vurduğunda, çelik parıl parıl parlamaya başladı. İlk hamlede, üzerine doğru gelen ve eski bir kombi kartıyla kontrol edilen mekanik mankurtun gövdesini ortadan ikiye biçti. Metal parçaları sokağa dağılırken etrafa simsiyah, zehirli bir batarya sıvısı saçıldı. "Kanka, arkandan bir tane daha geliyor! Bu seferki eski bir sanayi robotu, zırhı çok kalın!" diye uyardı Asena. Alparslan arkasına bile bakmadan kılıcı geriye doğru sapladı. Biyonik güç sistemi zırhında çalışmıyordu ama aylardır o ağır pres makinelerini elleriyle manipüle eden o atletik 90 kiloluk gövdesi, robotun hidrolik kollarını durdurmaya yetti. Robotu kendi ekseninde çevirip sokağın ortasındaki o eski elektrik trafosuna doğru fırlattı. Trafonun patlamasıyla mahalle bir anlığına devasa bir mavi ışıkla aydınlandı. O sırada, sokaktaki evlerin pencerelerinden mahalleli kafasını uzatmaya başlamıştı. İnsanlar, ellerinde meşaleler ve mumlarla, bu karanlık siber-sürgün çağında kendilerini koruyan o devasa şövalyeyi izliyorlardı onun duruşundaki o asil, o bozkurt edası mahallenin damarlarındaki o unutulmuş cesareti ve Türklük damarını yeniden tetikliyordu. "Korkmayın!" diye bağırdı Alparslan mahalleliye doğru, kılıcından sızan statik elektriği yere silkeleyerek. "Bu makineler bizim ruhumuzu alamaz! Biz demir dağları eritmiş bir soyun evlatlarıyız, üç beş satır bozuk koda teslim olmayız!" Alparslan sokağın ortasında tek ba…