Kıskançlık
Yazar: Peri1

Kaelion yumruğunu sıktı. Parmaklarının arasından sızan öfke, göğsünde bir kıskançlığa dönüştü. Pera’nın gözlerinde biraz önceki ışıltıyı gördüğünde, bunun bir savaşın işareti mi, yoksa kalbine dokunan bir duygunun kıvılcımı mı olduğunu ayırt edemedi. “Benim görevim onu korumak. Onu kaybetmek değil. Ama, Alexander’ın sarılışındaki o ateş…” Koridorun sonuna geldiğinde, kendi gölgesinin bile ona ihanet ediyormuş gibi hissetti. Bir an durdu, omzunun üzerinden odanın kapısına baktı. İçinde çelişkilerin kıvranan bir girdabı vardı: güven mi, şüphe mi, yoksa çok daha derinlerde bir kıskançlık mı? “Pera senin için bu savaşa gireceğim. Ama kalbinin savaşı, belki de en zoru olacak.” Gece erken çökmüştü. Pera, Alexander’ın vedasından sonra yatağına uzandığında zihni hâlâ kıvılcımlar ve çelişkilerle doluydu. Düşünceleri birbirine karışarak, sonunda onu yorgun bir uykuya sürükledi. Sabah olduğunda odasının kapısı aralandı. Kaelion’un keskin bakışları Pera’yı karşılar karşılamaz içini ince bir ürperti kapladı. Kaelion’un sesinde dün geceden bambaşka bir ton vardı; soğuk, kırıcı ve mesafeli. “Görülerle herkesin zihnini bulandırmaya devam edersen, konsey seni tehlike olarak görür..” Pera kaşlarını çattı. Onun bu sert sözlerini anlamlandırmakta zorlanıyordu. “Ben kimseye zarar vermek için yapmıyorum, Kaelion. Gerçeği görmeleri gerekiyor.” Kaelion’un dudakları alaycı bir çizgiye büründü. “Gerçek mi? Gerçek dediğin şey, çoğu zaman kırılgan bir yanılsamadan ibarettir.” Pera sessiz kaldı. İçinde öfke yükseliyor, ama karşısındaki adamın gözlerindeki kırılgan kıvılcımı da görüyordu. Kaelion kırıcıydı, evet ama bu kırgınlık sanki sadece ona değil, kendisine de yönelmişti. O gün ilerleyen saatlerde konsey yeniden toplandı. Mortis’in tehlikesi konuşulurken, Alexander Pera’nın yanında durmuş, her fırsatta ona destek olmuştu. Fakat Kaelion’un tavırları bambaşkaydı; alaycı çıkışları, sert sözleri ve Pera’yı küçümseyen bakışları salonda yankı buluyordu. Konsey üyeleri arasında fısıldaşmalar başladı. Pera bu baskının altında ezilmemeye çalışsa da Kaelion’un neden bu kadar sertleştiğini anlayamıyordu. Gün bitiminde, Pera odasına dönmek için koridordan geçtiğinde Kaelion’un odasının kapısının aralık kaldığını fark etti. İçeriden kahkahalar, fısıldayan sesler geliyordu. Merakına yenilip bir anlığına baktığında, genç ve güzel bir kadın Kaelion’un yanında oturuyordu. Kadının elleri Kaelion’un omzuna dokunmuştu. Pera’nın kalbine bir sancı saplandı. Sanki boğazına bir düğüm oturdu. Hızla uzaklaştı, kalbindeki öfke ve kırgınlıkla birlikte. Bir süre sonra konseydeki diğer üyelerin fısıldaşmalarına kulak misafiri oldu. “Kaelion’un odasına her hafta farklı bir kadın girer. Sadece seçilmiş bir gün herkes bilir ama kimse dile getirmez.” Pera’nın zihni darmadağın oldu. Dün gece gördüğü kıvılcımları hatırladı. Alexander’ın kollarındaki sıcaklığı Kaelion’un sözleriyle yarattığı soğukluğu. Şimdi tüm bunlara eklenen yeni bir yara vardı. “Senin kalbinin savaşı en zor olanı olacak,” diye düşündü kendi kendine. Ama kararını da o anda verdi: Bu savaşta hem Mortis’e hem de kalbinin ateşine karşı dimdik durmalıydı. Pera, ertesi sabah konsey toplantısından çıktığında koridorlarda Kaelion’u buldu. Adamın yüzü yine ciddi, ama bakışlarında belli belirsiz bir gölge vardı. Pera dudaklarını kıvırarak hafifçe gülümsedi. “Geceleriniz de toplantılarınız kadar yoğun geçiyor anlaşılan,” dedi. Sesinde masumiyetle karışık ince bir dokundurma vardı. Kaelion’un adımları bir an sekteye uğradı. Gözleri Pera’nın yüzüne kilitlendi. “Ne demek istiyorsun?” diye sordu, sesi bu kez daha sertti. Pera başını yana eğdi, masum bir edayla ellerini arkasında kenetledi. “Hiç. Yalnızca, konseyin gündeminin dışında da zamanınızı değerlendirmeyi bildiğinizi düşündüm. İnsan her gün farklı yüzlerle karşılaşmaz.” Kaelion’un çenesindeki kaslar gerildi. “Sarayda olan bitenlere fazla kulak kabartıyorsun.” “Ben sadece görüleri olan bir yabancıyım, hatırlatırım,” dedi Pera. Gözleri parıldıyordu, iğnesini batırırken sesind…