Temas-Mortis Görüsü
Yazar: Peri1

“Ne taraf ne de tarafsızlık. Bu savaş içimizde çoktan başladı. Biz fark etmeden her şeyi içine çekiyor.” “Bunu kelimelerle anlatmam yetmez. Görmelisin.” dedi. Elini uzattı, Kaelion tereddütle ama sessizce elini onun avuçlarına bıraktı. O anda Pera’nın parmak uçlarından ince mavi ışık yayıldı. Kaelion’un göğsüne dokunduğunda ışık kalbine aktı, oda bir anlığına karardı. Bir uğultu yükseldi. Kaelion’un gözlerinin önünde gökyüzü kızıl alevlerle kaplandı. Ardından devasa, şekil değiştiren gölgeler belirdi. Mortis’in sureti, karanlık bir sisin içinden çıkıyordu. Gözleri kömür gibi siyah, dişleri sivriydi; bedenini yeşil ve siyah alevler sarıyordu. Kaelion’un göğsüne ağır bir baskı çöktü, sanki Mortis’in nefesi kendi kalbini sıkıyordu. “Görüyor musun?” diye fısıldadı Pera, sesi hem kendi ağzından hem de vizyonun içinden geliyordu. “Bu yalnızca bir tehdit değil bu, içeri sızmak için bekleyen bir felaket.” Mortis’in görüntüsü daha da büyüdü, Kaelion’un kendi yansımasına dönüştü. Gözlerinde onun bakışları vardı, sesi ise ürkütücü bir yankıyla konuştu: “Tahtını, halkını seni ve Pera’yı almadan bu savaş bitmeyecek.” Kaelion irkildi, elini geri çekmeye çalıştı ama Pera sıkıca tuttu. Işık şiddetle parladı ve vizyon birden yok oldu. Oda tekrar sessizliğe gömüldü, yalnızca Kaelion’un sert ve hızlı nefesleri duyuluyordu. Pera gözlerini ona dikti: “Artık gördün. Mortis yalnızca bir düşman değil seni içeriden yıkmaya çalışan bir gölge.” Kaelion’un bakışları hâlâ karanlığın izleriyle doluydu. Kalbi hızla çarpıyor, Mortis’in sesi zihninde yankılanıyordu. Elini Pera’nın avucundan çekti, ama bunu öfkeyle değil, yavaş ve ölçülü bir hareketle yaptı. “Gördüm” dedi kısık bir sesle. Sözlerinde kabul vardı ama gözlerinde hâlâ bir gölge saklıydı. “Ama bu gördüklerimin tamamı gerçek mi, yoksa senin bana göstermek istediğin şeyler mi ?” Pera bir şey söylemeye hazırlanıyordu ki, Kaelion başını eğdi ve araya girdi: “Her neyse dikkatli olmalısın. Çünkü eğer doğruysa, artık yalnız değilsin. Eğer yanlışsa…” Sözlerini tamamlamadı. Yüzündeki sertlik, içinde kopan fırtınaları gizlemeye çalışıyordu. Tam o sırada kapı açıldı. İçeri Alexander girdi. Omuzlarında gezegenin ışığını taşıyan bir ciddiyet vardı. Pera’yı gördüğünde kaşları çatıldı, yanına yürüdü. “İyi misin?” diye sordu, sesi yumuşak ama endişeliydi. “Enerjin zayıflamış görünüyor. Bu vizyonlar seni tüketiyor.” Pera başını hafifçe salladı, nefesini dengelemeye çalışıyordu. “Dayanabilirim…” dedi. Alexander eğildi, Pera’nın elini kavradı, parmaklarının arasından akan ışığı kontrol etmek ister gibi. Onların bu yakınlığı, bir yoldaşın korumasını andırıyordu. Kaelion sessiz kaldı. Gözleri kısa bir an Pera’ya, sonra Alexander’a kaydı. İçinde beliren kıskançlıkla güven arasındaki ince çizgiyi kendisi bile anlamlandıramadı. Derin bir nefes aldı, hiçbir şey söylemeden ağır adımlarla odadan çıktı. Kapının kapanışı, geride bırakılan sessizlik kadar keskin yankılandı. Pera’nın zihni hâlâ Mortis’in karanlık varlığıyla bölünmüşken, Alexander odanın ağır sessizliğini bozarak yanına yaklaştı. Kaelion’un bakışları gölgelerden onları izliyordu; fakat nefesini bile belli etmeden geri planda kaldı. Alexander’ın gözleri, Pera’nın yorgun ama ışık saçan bakışlarına kilitlendi. Bir şey söylemeden, sessizce yanına oturdu ve kolunu onun omuzlarına sardı. Sarılışında alışılmadık bir yoğunluk vardı; bu sadece bir koruma refleksi değil, daha derinden gelen bir teslimiyetti. Pera’nın içindeki mühür o an kıpırdadı. Tenleri birbirine değdiğinde, sanki havada görünmez kıvılcımlar patladı; küçük ama yakıcı, iki ruhun birbirini tanıdığı bir anın yankısı gibi. Alexander, Pera’nın saçlarının arasından süzülen ışığı koklarcasına yaklaştı. Dudakları, onun yüzüne birkaç nefeslik mesafedeydi. Tam o anda Kaelion’un bakışları sertleşti, ama yine de gölgede kaldı. Pera, kalbinin hızlandığını hissedip geri çekildi. Dudaklarının ucunda belirsiz bir söz titreşti: — Alexander… ben… belki de dinlenmeliyim. Sen de git, lütfen. Alexander’ın gözlerinde bir anl…