VIII.PART: PAPAZ KURNAZ VE SOYTARI
Yazar: Liyasalll

Son bir kartın elinde olduğunu karşındaysa kurnaz tilkinin olduğunu düşündüğünde zaman pekte beklediğin gibi gitmiyordu. Karanlık daima yanında solunda şeytanlaydı. Olduğum yerde sarsıldığımda gözlerimi arlamam fazlasıyla uzun sürdü. Bedenimden akıp giden gücün ihanetine uğramıştım. “Uyuyan güzel uyandı.” Tanrım. O ses, midemi bulandırmaya yetmişti bile. One doğru başımı eğerek inledim. Ensemdeki karıncalanma öyle şiddetliydi ki yapabildiğim tek şey kesik nefesler almaktı. Ellerim arkadan bağlanmış yerde iki büklüm oturuyordum. “Ne istiyorsun?” Fısıldadım. Güldü. Ciddi ciddi soruma gülerek cevap verdi. Kendime sakin olmam gerektiğini hatırlatarak gözlerimi ona diktim. Karanlıkta görünen ifadesi yüzüne tokat atma isteği doğuruyordu. “Sence bu açık değil mi?” Eliyle bedenimi gösterip sırıttı. “Nolan’ın bu manzarayı kaçırmasını istemem.” Kaşını kaldırıp dudaklarını kıvırdı. Bir kez daha Felix’in ve Rozonov’un neden öldüğünü sorgulamadan edemedim. Bu doğruydu bu hayatımda sorgulamayı seçtiğim en doğru karardı. Ölmüştü, pişmanlık duymuştum ama sonra bu silinip gitti. Çünkü gerçekten o ölmeyi hak etmişti. Şimdi anlıyordum herkes ölmeyi de hak ederdi. “Hep ikinci plandaydın.” Dudaklarımı alayla kıvırdım. Her ne kadar kendimi doğrultmaya çalışsamda zorladım bunun için ve ona istediğini vermemek için gerçekten kendimi iliklerime kadar zorladım. “Ne yaptığını biliyorum.” Gülümsedi ve eğilerek gözlerime baktı. “Hatta ne yapmaya çalıştığını… ama bu olmayacak. Artık işler sizin istediğiniz gibi gitmeyecek.” Başını iki yana salladı. “Artık Nolan olmayacak.” Neredeyse gülerken boğulacaktım. Kaşlarımı kaldırarak ona ne kadar ciddi olup olmadığını bakışlarımla göstermeye çalıştım. Sustu hatta o kadar sustu ki gözlerine bakmasam bunun bir yanılgı olduğunu düşünebilirdim. “Bunu yapamazsın.” Başımı duvara yaslayarak yüzüme doğru eğilmiş iğrenç suratına baktım. O grimsi gözler korkutucu şekilde kısılmıştı. “Yanlış anlama yapacağından değil. Sadece o kadar taşaklı değilsin demek istiyorum.” Hızla ayaklanarak geriye adımlayarak güldü. “Bir sikim bildiğin yok senin.” Kapı sertçe kapandı ve beni belirsizliğin ortasında sessizce bıraktı. Biliyordum. Buradan ve olacaklardan kurtulamayacağımı aslında bu dünyadan hiç çıkamayacağımı biliyordum. *** “Bir, iki ve üç.” İşaret parmağını kaldırarak kırılan camları gösterdiğinde irkilerek sırtımı duvardan ayırdım. “Sonunda misafirim geldi.” İrileşmiş gözlerle ateş edilen duvarlara ve kırılan camlara doğru baktım. Parçaların her biri zemine bir ateşin közü gibi düşüyordu ve sanki o ateş közünün etrafında mahsur kalmış gibi hissediyordum. Bağırışlar ve kısa zamanda kolumdan tutulup çekilmem uzun sürmedi. Saniyelik zaman diliminde odadan aceleyle çıkarıldım. “Buraya getirin.” Sandalyeye oturduğumda bakışlarımı onun yüzünden ayırmadım. İstediğini vermeyeceğimi biliyordu bu yüzden bunu kendi elleriyle yapmaktan geri adım atmıyordu. “Sonunda eski dostlar olarak buluştuk değil mi?” Gülerek ikimize baktı. “Rozonov ve Felix hakkında oldukça bilgiye sahipsiniz diye düşünüyorum.” Kaşlarını kaldırarak ikimize baktı. Rozonov’un ölmesinin nedeni kendisiydi. Ama Felix. İşte o bunun hatası değildi onun seçimiydi. “Her iki abinde bunu hak etti Fabi.” Sesinin gölgeleri etrafımızdaydı. Ellerini pantolonun cebine koyarak gözlerini Fabiano’ya çevirdi. “Ve sende bunu hak ediyor musun? İşte bunu sen seçeceksin.” Ela gözlerini Fabiano’dan ayırmadı. “Hiçbir şey yaptıramazsın bana.” Eliyle bulunduğumuz odayı gösterdi. “Nerede olduğumuzu unutuyor gibisin.” “Asıl sen benim kim olduğumu unutuyor gibisin Fabi.” Karşısındaki sandalyeye oturarak odanın pencerelerine doğru bakışlarını çevirip sırıttı. “Bulunduğumuz bu yer ve diğer her şey gibi arazininde benim olduğumu unutmuşsun. Abilerin gibi olduğunu hiçbir zaman düşünmedim hatta sana daima yanımda yer vermiştim.” Başını omzuna eğerek devam etti sözlerine. “Özellikle de Felix’in yaptıkları…” “Abim hakkında konuşacak son kişisin Alvaro.” Kaşlarını çatarak dişlerini sıktı. “Abin… hani şu her…