IV.PART: OBLOV MARAKANOV LANETİ
Yazar: Liyasalll

Sevgi bir gökyüzü kadar mıydı? Bu yüzden mi hep büyük acılar duyuyorduk? Bir masal biliyorum, geçmişten bu yana peşimi bırakmayan o masalın ilk kelimeleri ben daha küçükken atılmaya başlamıştı. O kelimelerin içinde kendimi kaybettiğim sandığım her ne varsa teker teker karşıma çıkmıştı. Haberin başlığında Oblov Makaronov Laneti yazıyordu. Bu hikayeyi daha küçükken babamın ağzından duymuş ve şaşırmıştım. Lanet, yedi ölümcül günahtan oluşuyordu.Ve bu günahları işleyen adamın Moskova sokaklarında elleri kanlı dolaştığını kimilerine göre elinde karısının başının olduğunu söylüyorlardı. Adam ilk günah olan kibir yani gururu kullanmıştı. Kendisini bir zamanlar oldukça üstün görüyormuş herkesten sonra yavaşça diğer günahları işlemeye başlamış. Hepsini teker teker yaşamış ve yaşattırmış. Etrafında olan herkese karşı tutumu değişmiş. Tabii o zamanlar bir subaymış. Karısı ile bir çok davete katılır kibirli suratıyla boy gösterirmiş. Sonra ikinci günahı işlemiş. Açgözlülük yani diğer adıyla avaritia. Bu günahta kendisini maddi değerlere o kadar adamışki bir noktadan sonra artık kumara bağımlı hale gelmiş. Yüksek zümreden kişilerle arkadaşlık kurup gece boyunca kumarlar oynamış. Her seferinde son seferi gibi oynamış ve kaybetmiş. O kaybetmeye mahkum olan bir katilmiş aslında. Her ne kadar subay olsa da kolunda yalnızca karısı varmış. Dayanamamış ve sonrasında üçüncü günaha davet edilmiş. Şehvet diğer adıyla Luxuria. Subay o kadar kibirli o kadar açgözlü bir insana dönüşmüş ki artık karısını dahi kendisinin yanında küçük görmüş o şehveti artık başkalarında bulmaya başlamış gözü artık o kadar körleşmişki bir noktada tanrının varlığını dahi unutmuş. Sonra evinde bir diğer günaha davet edilmiş. Ruhunda kanayan o siyahlık artık kandan kırmızı değil kandan daha siyahmış. Kıskançlık. Invidia subay o kadar karanlıkta kalmış ki ve yolunu kaybetmişki sonucunda katıldığı davetlerde kendisinden daha iyilerini görmüş işte o an o kibirli ifadesi geri dönmüş çoğu kişiye dönüp “Beyler, hadi oyunumuza devam edelim.” Sonra o masaya tekrar oturup kumar oynamaya kendisini daha iyileri için inanadırmaya çalışmış. Ve yine kaybetmiş. Sonra düşünmüş bunları hepsi tanrının birer oyunu mu diye? Sonunda iyi olabilecek bir şey bulmuş cebinde kalan son parasıyla bir biftek ve bir şarap alıp evinde yemeye içmeye başlamış. Sonraki günah olan beşinci günahıda işlemiş. Oburluk. Günlerden bir gün kapısını çalan bir adama karşı hoş olmayan davranışlar sergilemiş. Adamın elinde bir ekmek ve şarap varmış. Onu subaya uzatıp, “bayım bunları size getirdim. Daha öncesinde size getirmemi istemiştiniz.” Demiş. Ama subay, sonunda patlamış içinde olan her şeyi karşısındaki adama anlatmış. Sonra o kibrinden ve öfkesinden eksilmeyen ifadeyle ekmeği ve şarabı alıp kapıyı suratına çarpmış. Ve böyle altıncı günahı da işlemiş. Öfke. Ira. Kendisini kaybeden bir insanın son günü nasıl olur hiç düşündünüz mü? Bir evde yalnız başına kaybolduğunuzu günah işleyip tanrıya dua etmediğinizi ve kaderinizin içinde bir mahkum olduğunuzu düşündünüz mü hiç? İşte subay bu nokta da tembelleşmiş son günaha şeytanlarla davet edilmiş. Ruhu artık katrandan bir ete dönüşmüş. Simsiyahmış o kadar kötüymüş ki subay sonunda o günahla karısının yanına gitmiş. Tembelliğiyle aklını bulandırmış ve karısını öldürerek Moskova sokakalarında elleri kanlı şekilde dolaşmaya başlamış. Onu gören herkes yedi ölümcül günahın aslında ne kadar önemli olduğunu ve sonucunu da görmüş. Tembellik diğer adıyla Sloth - Acedia. Hikaye burada sona eriyordu. Haberde gördüğüm başlık o subayın ismi ile aynıydı. Babamın anlattığı o hikayenin aslında gerçek olduğunu bilgisayar kullandığım anda araştırdığım ilk şey olmuştu. Oblov … o bir askerdi. Kibrine düşkün ve zevk sahibi bir adamdı. Bu haberde yer alan fotoğrafsa ona aitti. Daha önce onu bir çok davette görmüştüm ama şimdi onu kendini asmış halde görüyordum. Yerdeyse bir kapı vardı kağıdın üzerinde yedi ölümcül günahın isimleri vardı o isimlerin yanındaysa büyük harflerle çizilmiş Amon ke…