II.PART: KIRILMIŞ TAÇ
Yazar: Liyasalll

Kırılmış bir tacın kurbanlarıydık kimine göre. Ama bazıları için biz o tacın kuklasıydık. Küçükken babama sorduğum sorularda tam olarak böyleydi. Neden kullanılıyorduk bir hiç uğruna? Neden güç uğruna onların kuklası oluyorduk ki? Elinde tutulan gücün kurbanı olmak istemiyordum evet bunu kabullenemiyordum. Uzun yolların ayrımına girdiğimi hatırlıyorum sonrası için düşüncelerim ağır gelmişti. Sonrası benim için bulanıklıktan ibaretti. Altımdaki arabayı hızlı sürmeye başladım belki unuturum diye belki de bu ağırlığı kaldırmak istemediğimden bu ucuz yöntemlere başvuruyordum. Ucuz bir numara, benim hayatımı karartmaya yetmişti. Moskova'dan uzaktaydım şehir dışına çıkmıştım bu tamamen gizli bir numaraydı. Yöntemlerimi babamın başıma diktiği kişilere layıkıyla getirmiştim. Sanırım bu dakikadan sonra bir kaç saatim vardı. Taşlı yolun sonunda beni bekleyen kişiyle hayatımız ortaktı. Bizi ayıran tek şey, kalbimizdeki kişilerdi. Beyazlığın ortasında koskoca bir ormandaydım şimdi. Ortada belli belirsiz olan tek şey ahşaptan kulübeydi. Parmaklarımı direksiyondan çekmeden gözlerimi etrafta gezdirdim. Farklı olan bir şey yoktu. Yalnızca ortada olan ve ağaçlardan görünmeyen bir kulübe vardı. Burada buluşmak istemesinin nedenini tahmin edebiliyordum insanlardan kaçmamıştık sadece bizi kullanmak isteyen kişilerden oldukça uzağa gitme istemiştik bunun nedeniyse ortadaydı. Babamın her an yanımdan ayırmadığı koruması vardı. Ve onu alt etmek görüldüğü üzere pek kolay değildi. Çözüm olarakta akıl edemeyeceği şekilde yöntem bulmuştum en az iki saat kadar vaktimiz vardı. Ahşap kulübenin yıpranmış kapısını çalarken rüzgar uğultusundan başka bir şey duymadım. Üzerindeki montuma sıkıca sarıldığımda kapı saniyeler içinde açılmıştı. Geriye çekilip bana yol açtığında gözlerimi etrafta gezdirerek deri koltuğa oturup yanan şömineye bakmaya başladım. Neyseki tahminimden daha sıcak bir ortamdı, üzerimdeki montumu çıkartıp yanıma koyduğumda çoktan karşıma geçip oturmuş merakla konuya girmemi bekliyordu. "Konuya direkt olarak girmemi mi istersin yoksa geçiştirmemi mi?" "Konuyu az çok tahmin edebiliyorum." Başımı salladım. Onun sandığımdan zeki olduğunu biliyordum. Nasıl olsa Konstantin Alvaro genetiği taşıyordu. Bunu yargılamak saçma olurdu. "Konu oldukça karışık." Yutkundum konuyu nasıl toparlayacağımı bilmiyordum yani tahminimden daha fazlası olduğunu da biliyordum. Onunda bu konu hakkında daha fazlasını bilmediğini de. "Babamla İlias'ın konuşmasını duydum. Evlilik işini bir an önce yapmak istediğini aksi takdirde şirketin ve bir çok mal varlığınında kaybedeceğini söyledi." Gözleri kısıldığında başını salladı devam et dercesine. "Daha fazlası olduğunu tahmin edebiliyorsundur... orada duyduğum şey daha fazlasıydı. Seninle alakalıydı." Gözlerimi yüzüne doğru dikkatle çevirdim. "Geçmişin, yani geçmişinde olan birisi hakkında konuşuyorlardı." Sessizlik aramızda uğultuya dönüştü. Pencereye vuran rüzgarın sesine karışan bir başka şeyse şöminedeki yanan odunlardı. Baktı, sadece gözlerime değil gözlerim haricindeki her şeye baktı sanki o an gözlerime baksa gerçekleri itiraf edecekti. Ayağa kalkıp arkasını döndüğünde ne yapacağımı bilemeden durdum. Devam etmeli miydim? Ona o kadının buraya geldiğini söylemeli miydim? "Sadece bu değil. Devamını istiyorum." Bana doğru dönerek durduğunda dilimin ucunda olan her kelimeyi ve konuşmayı döktüm. "İsmini tam telaffuz edemiyorum ama bir doktordan bahsettiler. Bu doktoru ellerinde tutmak istediklerini söylediler. Sanırım alias o doktor ile konuşacakmış.” Omuz silkip devam ettim. “Ve bu doktorun seninle bağlantısının olduğunu düşünüyorlar.” Kaşlarını çattığında mevzunun öylece kapanacağını sanmıyordum aksine konuşulan kişinin önemini babam yeterince vurgulamıştı. Ve bu kişi nedeniyle Vasili’yi elde tutmak daha kolay olacaktı İlias’a göre. “Bu kişi o kişi mi? Hani çocukken birb—“ “Evet.” Sertçe nefes vererek yutkundu. “Babanla konuşmanın zamanı geldi de geçiyor bile.” “Delirdin herhalde?” Gülerek başımı iki yana salladım. Konunun…