I.PART: BİR ANAÇ BİR AMAÇ
Yazar: Liyasalll

Bir odanın içindeydim ve yalnızdım. İleride tablo vardı; tablonun içerisinde kalan her bir karakter beni geçmişteki o ana götürüyordu. Rüzgar pencereden içeriye doğru girdi, masamın üzerinde olan kağıt parçaları teker teker uçmaya başladı. Yere doğru savrulup dizimin önünde durdular. Sanki artık bir şeylerin haberini veriyorlar gibiydi. "Aleyla!" Kapı pat diye açıldı. Gözlerim dizlerimin ucunda duran kağıt parçasındaydı. Kopup giden satırlar arasında duran binlerce gizlenmiş sözcük vardı. Her biri kendisini inşa eden bir kuklaydı. "İyi misin sen?" Fısıldadı eli dizimin üzerine kapandı. Yutkunarak başımı salladım. "Emin misin?" Kuzenime doğru bakmadan ayaklanıp yatağıma doğru ilerledim. Şuan içimden sadece uyumak geliyordu. Uyumak ve asla uyanmamak. "Beni endişelendiriyorsun. Maksim amcama bende sinirlendim doğru ama sen eğer konu sensen her şekilde yanındayım biliyorsun değil mi?" Yanımda olacağını her şekilde benimle olacağını biliyordum. Ama hisler onlar şuan mantığıma yeniliyordu. "Biliyorum." Kısık çıkan sesime aldırmadan başımı yumuşak yastığıma koyup gözlerimi tavana diktim. Bir saniye sonra elleri sarı tutamlarımın arasındaydı. "Ondan hiç haber aldın mı?" Gözlerimi yumup başımı yan çevirdim. "Biliyorum, sizin nas—" "Konuşmak istemiyorum Sofia." Eli saçlarımın arasından süzüldü. "Peki, ben aşağıdayım o zaman." Dudaklarımı birbirine bastırdım. Ve gözlerimi gri renk duvarlardan ayırmadım. Kapı kapandığında ve artık ben kaldığımda gözlerim doldu.bİki yıl geçmişti. Tam iki yıldır yoktu, beni kandırmıştı. Evleneceğimizi söylemiş ardından çekip gitmiş beni bir daha aramamıştı. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Bugün daha kötü başlayamazdı. Daha kötüsü benim için ölümken artık benim için daha iyisi kabullenmekti. Günler geçti gitti. Bir hayalet gibi süzülüyor, insanların arasına karışıyordum. Her ne kadar zaman geçse de içimdeki sızı geçmek bilmiyordu. Dizimin üzerinde olan sayfalar teker teker yere düştüğünde artık o gün gelmişti. Karlar yağmaya başlamıştı penceremden izlemeye başladığım manzara artık daha kasvetli gelmeye başladı. Kollarımı üzerimdeki şala sararak gözlerimi yumdum. Seni asla bırakmayacağım. Yalandı. Her şey büyük bir yalandı. Şalıma sarılıp odamda ilerledim döndüm durdum. Yatağımın üzerindeki telefon titrediğinde irkilerek yatağıma adımladım ve beyaz yorganın üzerindeki cihazı elime aldım. Tanıdık isimle gözlerimi devirmeden edemedim. Boğazımı temizledim bir kaç kez ardından. Çalan telefonu yanıtladım. "Efendim?" Mırıldandım. "Bugün, görüşebilir miyiz?" Gözlerim aynadaki yansımama çevrildi; Hissiz ve çaresizdim. "Aleyla?" Seni hiç bırakmayacağım. Yutkunup gözlerimin buğulanmasına engel oldum. "Evet. Olur yani görüşelim. Sen nerede olacağının konumunu at sadece." "Sen iyi misin?" Dilimi kuruyan dudaklarımın üzerinde gezdirip yutkundum. "İyiyim." Sanırım. Telefonu kapattıktan sonra gardırobuma ilerleyip uzun kollu bir body ve lacivert İspanyol paça kot pantolon giyerek üzerime de siyah yapay kürkümü aldım. Makyajımı sade tutmaya özen göstererek nude tarzında bir ruj sürüp kıvırcık saçlarımı elimle düzelttim aynadan yansıtan görüntüme karşılık bir bakış atarak odamdan çıktım. Ev; bir kaç gündür telaşlı ve kaotikti. Üzerimdeki kürke iyice sarıldım daha çok üşüyeceğimden değildi sadece histerikti bu hissettiğim şeylere karşı iyice sarmalandım. Bir adım daha attıktan sonra artık merdivenlerin son basamağındaydım. Ortada duran büyük cam masanın üzerindeki biblolara bakıp hızlı adımlarla kimseyle karşılaşmamak adına kapıya doğru yöneldim. Bu karmaşada kalmak ve dahası bunun tam ortasında olmak istemiyordum. "Nereye gidiyorsun?" Alayla gülümsedim. Beni düşündüğünden değildi elbette bu soru. Daha çok bu soru Vasili'nin yanına mı demek oluyordu. Evet onun yanına gidiyordum. Çünkü başka bir seçeneğim yoktu. Onunla bir anlaşma içerisinde olmazsam ilerisi için her şey daha da kötüye gidebilirdi. "Cevabını biliyorsun bence." Kapının kulpundaki elimi indirip cevap hakkı sunmadan öylece bıraktım. Beni cevapsız bıraktığı günlerin…