4. Bölüm: Part II ~~
Yazar: Asli Yilmaz

Bölüm görselleri

Selamlar ! Yeni bölümle geldim. Keyifli okumalar ~~ Dizlerimin bir karış kadar yukarısına dökülen asimetrik kesim, uzun kollu, V yaka belimi tam saran hem şık hem de spor mor elbisemi -bugün morların kadını olmakta kararlıyım anlaşılan- ince, ten rengi parlak külotlu çorabımı ve deri ceketimi çıkarıp yatağımın üzerine koyuyorum. Üzerimdeki canım pijamalarımdan sıyrılıyorum. -Of Aysu ya ne güzel akşama kadar pijamalarımla takılacaktım ben.- Makyaj masamın üzerinde duran kokusuna bayıldığım vücut losyonumu alıp bacaklarıma ve ayaklarıma güzelce yediriyorum. Yatağımın ayak ucunda duran gri tonlarındaki kare pufun üzerine oturup çorabımı giymeye çalışırken yine ecel terleri döküyorum. İtiraf edin hadi şu ince çorapları giyerken bir yerine tırnağınız falan takılacak da kaçacak diye sizin de aklınız çıkıyor, dimi? Bu konuda yalnız olamam yani. Çoraba o kadar dalmışım ki "Es! Hadi ağaç oldum burda," diye bağıran Aysu'nun sesiyle sıçrıyorum. "Aklım çıktı be kızım bekle geliyorum 5 aylık mısın sen?" diye bağırıyorum salona doğru. Hayır bu kız nasıl bu kadar hızlı hareket ediyor vallahi anlamıyorum. Ben daha çorabımı zorla geçirdim kıçımdan. Hızla elbisemi de geçiyorum üzerime. Losyon ile aynı kokuya sahip parfümümü de hem bileklerime hem de kulak arkalarıma sıkıp dolabımdan çıkardığım gri deri çantamın içine atıyorum. Cüzdanım, telefonum, dudak nemlendiricim de çantamdaki yerlerini alıyorlar. Boy aynasında kendime şöyle bir bakıp hızla çıkıyorum odamdan. Kapının hemen sağ köşesinde duran yalnızca 2 kapaklı küçük portmantodan çantamla benzer tonlarda olan deri kısa botlarımı çıkarıp giyiyorum. Ceketimi de sağ koluma asıp “Hazırım, hadi çıkalım,” diyorum, kapının önünde huysuzca ayağını yere vurup vurup duran canım arkadaşıma. “Çok şükür,” gibi bir şeyler geveleyip çıkıyor kapıdan. Hemen arkasından ben de çıkıp kapıyı kilitledikten sonra peşi sıra iniyorum merdivenlerden. Fakirhanemin kapısında duran ve buraya ait olmadığını adeta haykıran sevgili Tesla'ya atlıyoruz ve on dakika içinde Derya ablanın salonuna varıyoruz. Derya ablayı neredeyse 15 yıldır tanıyoruz. 13 sene önce eşini kaybetti, iki çocukla aile evine döndü, ben de 8 sene önce annemi kaybettim ve yine ağır bir depresyondan geçtim, -neyse geçti diyelim- kendimize bambaşka hayatlar kurduk. Semtler değişti, mekanlar değişti ama bizim bağımız hiç kopmadı. O nereye açtıysa kuaför salonunu biz de peşinden oraya gittik. Bizi gördüğü an yüzünde kocaman bir gülümseme oluşuyor. “Ah benim güzel kızlarım gelmiş,” diyerek açıyor kollarını ve sımsıkı sarıyor ikimizi birden. Yanağına sulu sulu bir öpücük kondurup “Naber tatlım,” diyorum. O da hem beni hem de Aysu’yu aynı şekilde öpüp hafifçe geri çekiliyor. “Ben iyiyim de haberler sizde. Bu saatte burada ne işiniz var bakayım? Daha sizin randevu gününüz gelmedi,” diyor. “Aman hemen de her şeyi anla sen zaten,” diyor Aysu. Ben de “Bir şey olduğu yok tatlım, sadece akşam bir mekana gidelim dedim, Aysu da tutturdu önce Derya ablaya uğrayalım diye eh bana da bahane oldu işte özlemiştim zaten seni,” deyip şüphelerini nötrlemek istesem de başarılı olmadığımı az çok biliyorum. “Eh hadi inanmış olayım,” diyerek yemediğini açıkça göstermiş olsa da üzerime gelmiyor. Biliyor zaten ondan hiçbir şey saklamayacağımı, kendimi hazır hissettiğim zaman her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatacağımı. “Geçin bakalım, başlayalım,” diyor. Biz yerlerimize geçerken o da yanında çalışan genç kıza bize 3 sade kahve getirmesini söyleyip önce benim arkama geçiyor. “Nasıl bir şey istiyorsun,” diye sorduğunda aynadan göz göze geliyoruz. “Bilmiyorum ki, napalım sence? Boya falan istemiyorum ama ondan eminim.” “Sen istesen de ben bu güzelim saçları boyamana izin vermem bunu zaten biliyorsun dimi küçük hanım?” Yüzümde oluşan hafif tebessümle kafamı onu onaylar şekilde aşağı yukarı sallıyorum. “Şöyle azıcık uçlarından alıp bakım yapalım, peşine de fön çekelim?” diyor sorar şekilde. “Olur bana farketmez ama bu sefer toplasak mı? Daha böyle derli toplu olsam?” diyorum bu se…