4. Bölüm: Geçiş Bölümü ~~
Yazar: Asli Yilmaz

Bölüm görselleri

Selamlar! Minik bir iki ara bölüm okuyacağız sonra da ilk birebir konuşmamız gerçekleşecek... Keyifli okumalar! ~~ Şarkının sonunda bay kendini beğenmiş küstah gıcık hiçbir şey yaşanmamışçasına bir anda arkasını dönüp kulise gidiyor. Evet, yanlış duymadın, arkasına bakmadan çekip gitti! Demek ki her şeyi ben kafamda kuruyorum. Bizimkilerin bana Es dediğini duyduğu için seçmemişti o şarkıyı. Denk gelmişti yani tesadüftü öyle mi? Evet Es zaten dünya da senin etrafında dönüyor! diye kendi kendime kızıp içimdeki hayal kırıklığını bastırmaya çalışırken canım Aysu’m yetişiyor yine imdadıma. Hızlıca hesabı ödeyip beni de önüne katarak hızla çıkıyor mekandan. Her ne kadar taksiyle gitmek için ısrar etsem de beni asla dinlemiyor ve birlikte evime geçiyoruz. Gördüğüm ilk yere kıvrılıp uyumak istesem de bunu da yapmama izin vermiyor ve hemen banyoya sürükleniyorum. Aysu, suyu tam da sevdiğim sıcaklığa ayarlayıp banyodan çıkıyor. Üzerimdekilerden canımı acıtmasına aldırış etmeden hızla sıyrılıyorum ve bir süre ılık suyun bedenimden aşağıya akıp gitmesine izin veriyorum. Ne zaman sonra fark ediyorum görüşümün bulanıklaştığını ve gözlerimden süzülen yaşları. Neye, niye ağlıyorum ki? Koca kadın saçma sapan bir şarkıyla hayallere kapılır mı? Ben ne zaman bu kadar zayıf ve ezik bir kadın olmuştum? Öldürmüştüm, o saf, kırılgan kızı yıllar önce öldürmüştüm. Öyleyse bu neydi şimdi? Her ne olursa olsun o ezik zavallı kızın dirilmesine izin vermem, veremem! Banyonun kapısının ısrarla vurulduğunu fark edince suyu kapatıp kenarda duran bornozumu üstüme geçirip duştan çıkıyorum. Aysu, “İster çıplak ol, ister giyinik giriyorum artık!” dedikten sonra hemen içeri dalıyor. Gözleri yüzümün her bir santimini gezinip en son nemli gözlerimde durunca derince bir off çekiyor. Yanıma gelip beni aynanın önüne yönlendirdikten sonra saçlarıma önce yağ sonra da durulama gerektirmeyen kremimimden sürüp güzelce tarıyor. Duvara monteli tutacakta duran saç kurutma makinesini alıp büyük bir özenle kuruttuktan sonra çok sıkı olmayacak şekilde örerek banyo dolabındaki ahşap kutudan pizzalı tokalarımızdan birini alıp takıyor. Normal zamanda olsa bu tokalar üzerinden bir sürü saçma espriler yapar, gülerdik ama şu anda yapamıyoruz… Kendimi o kadar yorgun hissediyorum ki banyodan çıkınca Aysu'nun hiçbir şey söylemesine fırsat vermeden yatak odama yöneliyorum. Yatağımın vereceği huzur ve mahremiyete gerçekten çok ihtiyacım var. Hiçbir şeyle uğraşmak adına öyle bornozumla yatağa girmeyi planlarken kapım çalınıyor. Aysu, ellerinde koca bardak bir su ve hapla geliyor. Ona minnetle bakarken yatağımın kenarına oturuyorum. Hapı yutabilmek için suyun yarısından çoğunu içiyorum. Oldum olası hap yutmaktan nefret etmişimdir ama yarın sabah uyandığımda midemle savaşmak istemiyorsam içmek zorunda olduğumu da biliyorum. Elimdeki bardağı komodinin üzerine bırakıp yatağa uzanıyorum. Soğuk günlerde içimi ısıtması için çok severek aldığım, enerjisini her zaman sevdiğim, üzerinde rengarenk kuşların, çiçeklerin, birbirine dolanan dalların olduğu pikemi üzerime çekip gözlerimi kapatıyorum. Aysu’nun içinin hiç rahat etmediğini, ona bir şeyler söylemem gerektiğini biliyor olsam da kendimde o gücü bulamıyorum. O da daha fazla beklemiyor ve sessizce yanıma uzatıp bana sarılıyor. Bir anne şefkatine sahip kocaman yüreğiyle öylesine güzel sarıp sarmalıyor ki içimdeki kırgın kız çocuğunu. Kendimi bir kez daha çok şanslı hissediyorum. O, bu hayatta bana verilmiş olan en kıymetli armağan. İçimden mi söylüyorum yoksa yüreğimden geçen bu sözler dilimden de dökülüyor mu emin değilim ama "Lütfen hep ol Aysu'm!" diyorum ve o mümkünmüş gibi bana biraz daha sıkı sarılırken kendimi uykunun kollarına teslim ediyorum. Uyumak, insanoğluna verilen en büyük nimetlerden biri olsa gerek. İçinde bulunduğunuz andan, düşüncelerden, duygulardan ya da kişilerden kaçmanın en etkili ve tehlikesiz yolu. Uyuyup uyanınca sanki her şey daha kolay geliyor insana, içindeki o yoğun duygu her neyse normal düzeye geri dönüyor, imkansız…