5. Bölüm: Part II - Geçmiş ~~
Yazar: Asli Yilmaz

Bölüm görselleri

Selamlar! Bu bölümde sonunda geçmişe gidiyoruz. Alp ve Esil’in tanışma ve ayrılma zamanlarına Okuduğunuz tarih ve saati yazabilir misiniz? ⏰ Keyifli okumalar ~~ Hiç istemesem de anlatmam lazım dimi, geçmişi? Çünkü biliyorum ki şu anda hepinizin aklında aynı soru dolanıp duruyor: Kim bu Alp Güney? Ah! O, benim hem ilk aşkım hem de en büyük kalp sızım. Hatta travmam… Aysu'nun boyuma, fiziğime dizdiği methiyelere bakmayın siz ortaokulda dobişkonun tekiydim ben. Hem enine hem boyuna!.. Bütün kızlardan ve hatta bazı erkeklerden bile iriydim. Eh hal böyle olunca da çok fazla akran zorbalığına maruz kaldım yalan yok ama en ağırı Alp'le yaşadığımdı... Okulun gözdesi, yakışıklılar yakışıklısı, popüler çocuk Alp Güney... Aslında onun eski beni sevebileceğine inanacak kadar saf olmam benim hatamdı. Hadi ama kızlar öyle şeyler sadece romantik komedilerde olur. Gerçek hayat ne yazık ki çok daha acımasızdır. O zamanlar 14 yaşlarında pek de bir arkadaşı olmayan sınıfın ineği diye tabir edilen bir kız çocuğuydum. Aşırı kilomu saklamak için yaz kış giydiğim uzun kollu gömleğim, neredeyse ayak bileklerime kadar inen eteğim her daim örülü olan saçlarım, sevgili gözlüklerim ve ben resmen perişanlığın beden bulmuş hali gibiydik. Sınav haftaları okulun en sevilen, en gözde insanı olurdum ama sonra bir kenarda unutulan bir zavallıydım işte!.. Yine bir sınav haftasıydı, herkes etrafımda toplanmış, biri tost uzatırken bir başkası hamburger uzatıyor, diğeri saçlarımın güzelliğinden bahsediyor, gözlerime iltifatlar yağdıyordu. Bense artık bu kısır döngüden bıkmış ve hayatımda ilk defa hayır demeyi başarmıştım. Okulun kantininde bir anda ölüm sessizliği olmuştu çünkü hiçkimse benden böyle bir cevap beklemiyordu. Her zaman her şeyi kabul eden salak, inek Esil nasıl olurdu da bu sefer sınavda çıkabilecek soruları paylaşmazdı? Paylaşmayacaktım işte, kararlıydım! Hışımla kalktım oturduğum sandalyeden, kimsenin tek bir laf etmesine fırsat tanımadan koşarak kaçtım kantinden. Okulun arka bahçesine ulaşana kadar nefes nefese kalmıştım. Ah şişko Esil ah! İki dakika koştun ya şiş hemen kesilsin nefesin! diye kendi kendime söylenirken önüme uzatılan su şişesiyle ufak çaplı bir çığlık attım. “Sakin ol, bomba değil, su sadece.” Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırırken karşımdaki çocuğa baktım. “Be.. ben afedersin genelde burada kimse olmaz da o yüzden bir anda korktum,” diye kendimi açıklamaya çalışırken o da bana tatlı tatlı tebessüm ediyordu. Ah! Biranlık gafletle yüzünü incelemeye başladım ya hayatım boyunca yaptığım en büyük hata olacağını bilememiştim o zamanlar… Gülümsediği an iki yanağında beliren gamzeleri, kahvenin hangi tonu olduğunu çözemediğim gözleri, alnına dökülen kumral saçları, bir heykeltraşın elinden çıkmış gibi duran burnu, o mükemmel dudaklarıyla resmen erkek güzeliydi. Hayatım boyunca bu kadar güzel bir erkek gördüğümü hatırlamıyordum. Üstelik benim gibi iri birinden bile uzundu! Tek kelimeyle afettiydi! Daha o ilk anda anlamıştım ruhumda depremler yaratacağını. Hadi ama 14 yaşında kaçınız öyle aklınızı başınızdan alacak kadar yakışıklı erkeklerle tanışmıştınız ki? Böyle düşünmem o an için gayet normaldi! -Gerçi hala öyle düşünüyorum ama o önemli değil şimdilik- “Yüzümü incelemen bittiyse suyu içecek misin?” dediği an utançtan yerin dibine girmek istedim. “Be.. ben özür dilerim.” Kahkaha atarak “Be.. ben özrünü kabul ediyorum,” dediği an benimle dalga geçtiğini düşünüp kırılmıştım ama elimden bir şey gelmezdi, alışmıştım zaten insanların benimle dalga geçmesine. Yine de dayanamadım ve “İnsanlarla bu şekilde dalga geçmek çok kaba bir davranış, buyurun suyunuza ihtiyacım yok,” deyip elime tutuşturduğu suyu ona geri uzattım. “Hadi ama dalga geçmediğimi sen de biliyorsun, küçük bir şakaydı sadece.” “Hayır bilmiyorum! Sizi tanımıyorum bile nereden bilebilirim neyi ne için söylediğiniz?” diye bağırdıktan hemen sonra pişman olsam da olan olmuştu artık. “Neyse size iyi günler,” deyip arkamı döndüm. Kendimi gerçek anlamda aşmıştım. Biran evvel sınıfa dönüp…