Bazı Kaçışlar
Yazar: Şevval Ay

~Bazı kaçışlar saklanılamazdı. ~ Soğuğun esiri altında kalmış bir orman, hayvanlar tarafından terk edilmişti. Bir kuşun bile uğramadığı ormana bir aslan hüküm sürdürüyordu. Orman, kara bulutların altında kalmış fark edilmiyor zira fark edilse bile kimse yaklaşamıyordu. Çünkü orman çürümüş meyvelerle doluydu. Ruhu kan kokan insanlar yaşıyordu. Merhametin uğramadığı, vicdansızlığın esiri altında yaşayan o ormanın mahkumlarıydı. Pis gülüşlerin yer aldığı, nefret bulutlarının peşine takıldıkları tüm kötülüklerin kalbi olan yer, o ormandı. Ormanın mahkumları hallerinden memnundu. Kötülük kanlarına işlenmişti her şeyi intikam ateşiyle yapıp bundan zevk alıyorlardı. En büyük intikamını en sona saklamıştı... her şey planladığı gibi gittiği için pis sırıtışı yüzünden eksik olmuyordu. Ormanın her bir tarafı koca dikenlerle kaplanmıştı, girişte çıkışta yok gibiydi. Elleri kana bulanmış adamın saklanabildiği tek yer o orman olsa gerekti. Genç adam sevdiği kadını bırakacağı için öfkeliydi, sert adımları gözyaşlarını dövüyordu sanki. Duygularına söz geçirmeyi öğrenememişti. Kendine sinirliydi, kalbine sinirliydi, yağmur bile gözyaşlarını saklayamıyordu. Nereye gittiğini bilmeden yürüyordu. Yarın nasıl gideceğini düşünürken kendine her şeyin güzel olacağını söyleyip duruyordu oysa hiçbir şeyin güzel olacağı falan yoktu. İlk kez birini sevmişti ilk kez biri onu sevmemişti. Buna alışık değildi. Git demişti sevdiği kadın "Sana iyi gelecekse git" demişti. Kalbine hançer saplandı sanki... gitme deseydi keşke 'ufacık bir şans verseydi sevgime o da sevmez miydi beni?' diye düşündü. Sevdiği kadın inatçıydı kabul etse bile sevmezdi zaten bunun için kabul etmemiş miydi? Son kez onu takip ettiği yollardan geçti. Son kez onun adım attığı yerlerde dolaştı. Yıllar sonra geldiğinde burayı hatırlamayacaktı bile... her gece tepeye giderdi sevdiği kadın. Hiçbir zaman ona, sonuna kadar takip ettiğini belli etmemişti. O tepede ağlar, o tepede hayal kurar, o tepede nefes alırdı çünkü o gökyüzünü severdi, yıldızları severdi Ay'a aşıktı. Bir şarkı sesi geldi kulaklarına... Ne gecem var ne gündüzüm Ne sevincim ne gülüşüm Sen gidince ben ölmüşüm Biçareyim yapayalnız kalmışım... Gördüğü manzara nefesini kesti, kulaklarını sağır yaptı. Zaman durdu kalp atışı hızlandı zaman durdu bir daha da akmadı... Sevdiği kadın bir adamın yanında oturarak şarkı dinliyordu. Ne konuştuklarını merak ediyordu. Yanlarına gitmek istedi ama durdu. 'Ya sevgilisi ise?' diye düşünerek kendine acı çektirdi. 'Bana kalbini paylaşmaktan çekinen kadın, başkasına kapılarını açmıştı.' Bunu ilk ve son sarılışa ihanet olarak gördü. Kalbi fazla dayanamadı, dayanamazdı. Şarkı kulaklarına dolmaya devam ediyordu. Yara bere içindeyim Bir uçurum dibindeyim... Beni kendine hapsettin. Hiçbir zaman beni sevmeyeceksen beni kendinden kurtar. Bu adil değil, dedi kendi kendine içi acırken. Hiç farkında değildi birazdan bir intikam ateşinin tam ortasında olacak, mahkumların esiri altında yanacaktı... işte tam o an silahlar patladı, kanlı ellerin sahipleri iğrenç kahkahalara boğuldu. İntikam ateşiyle yanan ormanın sahibi son intikamı için ilk adımı atmış oldu. En az on kişi havaya ateş ettikten sonra hedefi genç adama almışlardı. Aynı anda patlayan silah sesleri yan yana oturan adam ve kadını korkutmuştu. Genç adam kendi acısı içinde kavrulurken bir kurşun karnını delip geçmişti. Onun hem kalbi hem bedeni hem de ruhu yaralıydı. Genç adam dudaklarının arasından çıkan tek kelimeden sonra fazla konuşamadı. "Lara..." Genç adam acı içinde yerde kıvranırken silah patlamalarından sonra onu fark eden sevdiği kadın telaşa kapılmıştı. Hiç kimse böyle bir şeyi beklemiyordu. Uzaktan esen rüzgârın uğultusu kanlı ellerin gülüşünü saklıyordu. Kızın yanındaki adam etrafa ateş edip bağırıyordu ama karşısındaki kişiler istese onları öldürebileceğinden haberi yoktu. O iğrenç yüzlü varlıklar eğlencelerine bakıp gülüyorlardı. Kötülüklerin adı orman olan aslanın yaşadığı yer, onların bulunduğu yerdi sadece biraz dikkat gerekti. Genç ad…