Kendi Varlığım
Yazar: Şevval Ay

Zaman geçtikçe öğreniyor insan yalnız kaldığını. Kalabalığın içinden soyutlandığını hissedebiliyor. Kalbinin boşluk hissinde yaşayabiliyor bu biraz da hayal kırıklığını andırıyor. Evet, hayal kırıklığı. Sevildiğime inanmıştım. Sevilmenin güzel hissiyle sevmeyi öğrenmiştim. Şimdi ona nasıl söylerdim? Seni seviyorum demek artık çok zordu benim için. Beni buraya nasıl kapatabilirdi? Sözde iyileşmek için buradayım daha fazla yara aldım. Hangi ilaç dolduracak kalbimdeki boşluk hissini? Hangi yöntem tedavi edecek terk edilmiş yanımı? Çocukluğumdan beri hayatımda olan herkes tek tek gitti. Anılar kaldı geriye… ağlamakta gelmiyordu içimden. Alıştım. İnanmak zordu benim için yıllarca kendimi bu sevgiden korumuştum şimdi ufacık bir kapı araladım diye kalbim bumbuz olmuştu. Benim suçum muydu? Sevilmemek istenmemek benim suçum muydu? “Evet senin suçun.” Dedi zihnimde yaşadığını kabul ettiğim Halil. “Sus rahat bırak beni.” Gözlerimin önünde bir karartı oluştu. “Gittikçe daha derine batıyorsun güzel kızım.” Gözlerim bir sağa bir sola gidiyordu. Onu arıyordum onu yakalamak istiyordum. Karartı gördükçe peşine gitmeye başladım. “Beni yakalayamazsın.” Dedi gülerek. “Yeminim var unuttun mu?” Deyip elimle sağı solu tutmaya çalışıyordum. “Eğer zihninde olmasaydım bir ihtimal korkardım çünkü sen benim kızımsın.” Dedi gururlu bir ses tonuyla. “Ben senin kızın değilim keseceğim o sesini!” Nerde bulduğumu bilmediğim bir taşı kaldırdığımda kolumu biri tuttu ve sanki o an uykudan uyanmış gibiydim. Kolumu tutan kişiye baktığımda çok şaşırdım. “Senin deli olduğunu o gün anlamıştım.” Elimdeki taşı alıp yere fırlattı. Ben bahçedeydim. Ve karşımdaki mavi gözlü kızdı. O kız kim miydi? "Burada kimsenin silahı yok siz nereden buldunuz bunu?" dedim sorgulayıcı bir ses tonuyla. Elimi tutup avucuma soğuk silahı koyduğunda fısıldadı. "Güven bana işine yarayabilir hislerimde yanılmam yardıma ihtiyacın olursa iki el ateş etmen yeterli." “Bir gün mutlaka görüşeceğiz.” “Sen o gece bana yardım eden kızsın.” diye fısıldadım. Eski birini görmek sanki tozlu defterin sayfalarını karıştırmak gibiydi. “Evet ben oyum. Peki, senin ne işin var burada?” dediğinde beynim uyuşmuştu. “Zihnindeyim susmana gerek yok.” Gözlerimi sıkıca kapatıp açtım. “Halüsinasyon görüyorum tedavi için buradayım.” Dediğimde beni dikkatlice inceliyordu. “Sen neden buradasın?” Eliyle saçlarını karıştırdı ve sıkıntılı bir nefes verdi. “Benim annem burada ziyarete geldim.” Dediğinde gülümsedim. Bakışlarımı etrafa çevirdim. “Ne güzel hem ziyarete geliyorsun hem de anneni arıyorsun.” Ona baktım ve çekindiğim bir soruyu sordum. “Arıyorsun değil mi?” Ellerini omzuma koydu. Ve bana gülümsedi. “Elbette arıyorum o benim annem.” Gözlerim doldu. “Benim kimsem yok.” Dediğimde kaşlarını çattı. “Nasıl yok? Arkadaşların vardı ne oldu onlara?” Gözlerinin içindeki meraklı bakışlara cevap verdim. “Dora… beni buraya bıraktı ve hiç aramadı.” “Sen onu aradın mı?” “Hayır çünkü bana telefon yasak.” Dediğimde şaşırdı. “Bu nasıl olabilir telefon yasak olmaması gerekiyor hele ki haberleşmek için bekle bir saniye.” Deyip aceleyle çantasından telefonunu çıkardı. Elimi tutup telefonu avucuma koydu. “Hemen şimdi ara ve neden aramadığını öğren.” Dediğinde kalbim hızlandı. Heyecandan numarayı tuşlamaya başladım ama ellerim titremekten hep yanlış numaralara bastı sonunda doğru numarayı yazdığımda telefonu kulağıma koydum. Telefonun her çalışında kalbim yerinden çıkacak gibiydi. “Alo?” Gözlerimi kapattım o kadar özlemişim ki sesini. Çok özlemişim. Bir daha duydum sesini. “Kimsiniz?” Burnumu çekerek cevap verdim. “Geriye bıraktığın kadınım.” Ağlamama engel olamıyordum. Gözlerimden yaşlar usulca akıyordu. “Neden hiç aramadın? Beni nasıl bırakabildin?” “Ben seni bırakmadım.” Dediğinde bu sefer kalbim yerinden gerçekten çıkacaktı. “Aramadın, gelmedin.” Dedim sesimi yükselterek. “İzin vermediler. Tedavi bitene kadar aramak görüşmek yok dediler ama ben sana mektup gönderdim. Sesini duymayayım ama yazını okuyayım dedim. Sesimi duyma ama yazıla…