Papatyanın Ölümü
Yazar: Şevval Ay

Günler boyu mutluluğa adım adım yaklaşıyordum. İçimde öyle büyük bir inanç vardı ki beni yıllar boyu yaşatabilirdi. Tam yaklaşmıştım mutluluğun ucuna, yakalayacaktım o dalı ve ömrüm boyunca mutlu olacaktım. Dilediğim hiçbir şey öyle olmadı. Bir fırtına koptu ve ayağım kaydı. Uçurumdan düştüm ve beni mutluluğa ulaştıracak dalı sonsuza kadar kaybettim. Şimdi ise bir çukura ruhumu hapsettim. O çukurda ruhumdan başka biri daha vardı... Efla. Mutluluğu onun için çabalıyordum yapamadım. Benim inancımı söndürdüler, benim ruhumu öldürdüler. Özür dilerim Efla seni yaşatacak kadar inancımın olmadığı için oysa ben o inancın her şeye yetebileceğine inanmıştım. Yanılmışım. Paramparça bir haldeyim yarım ve yıkık. Issız bir adada tek başıma kalmış gibi hissediyorum. Bir savaşın ortasında tek ya da yanan bir ormanda benden başka kimse yokmuş gibi. Acının ortasında kavruluyordum. Hiç bilmediğim ve alışamayacağım bir acıya bulaşmıştım. Çok farklıydı hem de çok. İyileşemeyecektim fakat bu şekilde yaşamaya da devam edemezdim. Bir yol bulmam gerekiyordu belki de o yol zaten vardı. Karmaşık hissediyorum gücüm kalmamış gibi. Saatlerce duvarı izleyebilecek bir haldeyim. Güçlü olmam gerektiğinin farkındayım ama halim yok. Hasta olmuşum da hastaneye gitmek istiyor gibiyim. Hep gibi, şu gibi bu gibi anlatamayacağım kadar gibiler hissediyorum. Yıllar önce annemle babamın gittiği ilk gece, uykumda bir bebek sesi duyuyordum. Rüya görüyorum sanıyordum ama rüya değildi. Göğsümde bir el hissetmiştim. Uykum ağır olduğu için hâlâ rüya olduğunu sanıyordum. Göğsüme dokunmaya devam eden el ve anne diyen ses Eflaya aitti. Efla bana anne demişti. Gecenin bir yarısında beni annem sanıp süt içmek istemişti. Onun sesiyle uyanıp göğsümde duran eline bakmıştım. Anne diye ağlamaya başladığında boğazım düğüm düğüm olmuştu. Elini çekip mutfağa gitmiştim. Dolaptan süt ısıtıp biberona koyup ona içirmiştim. Onun karnını doyurduğumda aslında bir annenin yapması gereken görevi yaptığımı fark etmiştim. Hayır bundan gocunmuyorum sadece ben annem kadar iyi bakamazdım ona. Annem kadar şefkat gösteremezdim. Şimdi anlıyorum ki annemden daha fazla annelik yapıp daha fazla şefkat göstermişim. Ben her şeyi onlarla birlikte öğrendim. Düşmeyi, kalkmayı ve büyümeyi. Ben onlarla tamamdım şimdi koca bir yanım eksikti. Ben 20 yaşında Eflayı kaybettim. Ben 15 yaşımda büyüdüm 20 yaşımda öldüm. Ben büyümek zorunda bırakıldığım gibi ölmek zorunda da bırakıldım. Şimdi mezarlığın başında ölümün yer aldığı o yerdeyim. Ölümün gerçek yüzüyleyim. Ruhumun öldüğü canımın bir parçası olan o yerdeyim. Her gece tepeye giderdim şimdi ise bir mezarlığa gidiyordum. Ona sevdiğim çiçeği getirmiştim. Bana minik elleriyle papatya toplayıp getirirdi şimdi ben ona papatya getiriyordum. Papatya bana ölümü hatırlatır olmuştu artık. Elimdeki bir demet papatyayı toprağın üzerine koydum. "Güzel kızım." Elimi toprağın üzerinde gezdirmeye devam ediyordum. Canım yansa da onu yalnız bırakamazdım. "Sana benden bir hediye bırakıyorum. Topladığın papatyaları bana verdiğinde yaşadığım güzel hisleri umarım sende yaşıyorsundur." Gözlerim yaşlardan dolayı görmüyordu. Yavaşça toprağa doğru eğilip derin bir nefes çektim. "Papatyalar öldüklerinde güzel kokarmış." diye fısıldadım. Ayağa kalkıp son kez mezarına baktım. Gözlerimi kırptığımda birkaç damla gözyaşı aktı. Gecenin soğuğu yüzüme çarparken Ay'a baktım. Artık sıcak günler yoktu artık soğuk günler vardı. Yavaş bir şekilde yürüyerek mezarlıktan ayrıldım. Caddeye çıktığımda kulağıma kulaklık takıp müzik dinlemeye başladım. Ruhuma iyi geleceğini düşünerek gözlerimi kapadım. Şarkının tam bu kısmı içimi daha çok acıttı. Ben gökyüzünü tutamam Yıldızları çalanlar var Bu karanlığın sebebi onlar Bir hatalı test yüzünden karanlıkta bırakıldım. Sözlerimi tutamam Hayalleri çalanlar var Bu vazgeçişimin suçlusu onlar Hayallerimden vazgeçiyorum bir önemi kalmadı artık. Bu kırgınlık ki hafife gelmez İçimde büyür, içimde üşür Gönlüm dönüşür Ölüm çeker içim, ömür seçer içim… Kırgınım kendime koruy…