Rapunzelin Yalancı Masalı
Yazar: Şevval Ay

*Kurtulacaktık bu yüklerden fakat bir yanımız eksik olacaktı hep. * ~~•• Kendinizden bir parçanın yok olduğu zaman ne hissedersiniz? Anıları gözyaşlarınızla akıtmak hiç kalbinizi yordu mu? Soruyorum size. Yorgun olmak ne demekti? Yapacağım, hislerimi gösteren bir ayna bulacağım ancak o zaman beni anlayabileceksiniz. Ben Lara Saye Ay. Kahverengi gözlerimden akan yaşların sahibiyim. Kendini güçlü sanan güçsüz biriyim. Lara, su perisi demekti anlamı. Ben su perisi isem gözyaşlarımda neden boğuluyordum? Gölge demekti Saye. Gölgemde yok oluyorum. Gölgeydi benim adım Saye idi. Lara'nın bir kalbi vardı ama gölgenin bir kalbi yoktu. Lara'nın kalbini öldürdüler geriye bir tek gölgesi kaldı. Hangi acıya sığacaktı yüreğim. Bir diğer yarımı toprak parçasına koydular. Toprakta yetişirdi çiçekler. Çiçeklere nefret mi etmeliydim şimdi? Topraksız da yetişirdi çiçekler. Buna inanıyordum ve buna inanmaya devam edecektim. Hesap soracaktım herkesten sormalıydım. Bu acının sorumlusu her kim ise bana bir cevap vermeliydi. Peki o cevap iyileştirir miydi ruhumu? Hatırlıyor musun Efla? Seninle bir gün çizgi film izliyorduk. Hayvanlar vardı çizgi filmde. Aslan, zebra, baykuş, sincap ve bir sürü daha hayvanlar vardı. Dünyadaki en masum varlıklardan biriydi hayvanlar. Ve sen o gün hayvanlarla birlikte yaşamak istemiştin bende sana bunun mümkün olamayacağını söylemiştim. Eğer bu mümkün olsaydı mutlu olur muydun? Özür dilerim güzel kızım mutluluğu sana yaşatamadım. Kendimi suçluyorum son damlasına kadar suçluyum. Koruyamadım seni. Senden geriye bir ben bir de abin kaldı. Söylesene güzel kızım erken gitmek yakıştı mı? Bıktın mı bizden, istemedin mi bizi? Hayır, bu olasılıkları düşünmek istemiyorum. Sen her zaman kalbimde bir parçasın. Her şeye alışırım da yokluğuna alışamam. Çok sevdiğin saçların, güzel gözlerin, küçük burnun, minik dudakların seni sen yapan her şeyi karanlığa mı mahkûm edeceğim ben? Hayır, inanamam buna. Hayır, her şey bir rüyadan ibaret. Öyle olmalı. Kalbimdeki boşluk duygusu bir yanılma olmalı. Hayır, Efla ölmedi o burada, biz lunaparka gideceğiz. O ölmedi... Gözlerimi boş tavandan çevirip beni izleyen insanlara baktım. Gözlerim öyle bir boş bakıyordu ki hayatım bitmiş gibiydi. Kolumda bir acı hissettiğimde bakışlarımı koluma çevirdim hissiz bir şekilde. Serum vardı kolumda konuşmak için ağzımı açtığımda boğazım acıyordu. Almina bana biraz su içirdiğinde gözlerim doldu. Boğuk çıkan sesimle konuştum. "Ben bir kâbus gördüm." "Ne gördün?" Diye sordu Kutay. Titrek bir nefes alıp anlatmaya başladım. "Efla öldü dediler. Bu gerçek olamayacak kadar sahte bir cümleydi. Size böyle şey söyleseler inanır mıydınız?" Deyip kahkaha atmaya başladım. Tenimde küçük bir el hissettiğimde gülmemi durduramadım. Atlas dolu gözleriyle bana bakıyordu. "Gerçekti o cümle." deyip elimi sıktı. Gülmem biraz daha arttı. "Sahte olamayacak kadar gerçek." Diye devam etti Atlas. "Hayır! Yalan söylüyorsunuz." Gülmem ağlamaya dönüştü. Çığlıklar atıyordum. "Hayır ya hayır nasıl olabilir böyle bir şey?" "Atlas’ı çıkartın çabuk!" dedi biri. Zihnim durmuştu her şey durmuştu her şey bitmişti. Hayatın bir anlamı kalmamıştı. Yataktan hızlı bir şekilde kalktığımda beni tuttular ama o an öyle bir güce sahiptim ki herkesi itip dışarı çıktım. Acılı bir insanın yüzüne kimse korkusuzca bakamazdı. Çığlıklarım son bulduğunda ezbere bildiğim koridorları geçerek Doktor Akşin'in odasına sert bir şekilde girdim. Her zamanki yerinde masasında oturuyordu. Hızlıca ona doğru yürüyüp elimi masaya sertçe vurdum "Bana hesap vereceksin." Diye fısıldadım dolu gözlerimle. Benden korkmuş gibi ürkek bir şekilde bakıyordu. "Anlamadım." Elimi bir kez daha sertçe masaya vurdum. "Efla neden öldü?" Bundan sonraki her kelimemde elimi masaya vuruyordum. "Efla niye öldü?" Donuk bir yüz ifadesiyle bana bakmaya devam ediyordu. Elimle masanın üzerindeki tüm her şeyi yere ittim. Her yeri dağıtarak bağırıyordum. "Efla iyi olacak dedin! İnan bana güven dedin! Bu odada umut kokuyordu. Bu odada inanç vardı. Hepsi yok o…