YANLIŞ ZAMAN
Yazar: Açelya Bozkurt

Yağmur, şehrin üzerine ağır ağır yağıyordu. Sokak lambalarının altında yere düşen damlalar, sanki her şeyi silmek ister gibi parlıyordu. Ben sadece eve gitmek istiyordum. Kulaklıklarım takılıydı ama müzik çoktan durmuştu. Yine de çıkarmadım. İnsanlar bana yaklaşmasın diye... belki de düşünmemek için. Yanlış sokağa ne zaman saptığımı hatırlamıyorum. Ama o sesi... O sesi asla unutamayacağım. Bir silah sesi. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. Adımlarım durdu. Koşmalıydım. Bağırmalıydım. Bir şey yapmalıydım. Ama hiçbirini yapamadım. Çünkü onu gördüm. Gecenin ortasında, yağmurun altında, karanlığın içinde duran o adamı... Elinde silah vardı. Yerde biri yatıyordu. Nefesim kesildi. Gözlerim büyüdü. Geri çekilmek istedim ama ayaklarım sanki yere yapışmıştı. Ve sonra... O bana baktı. Dünya sustu. Yağmur bile o an durdu sanki. Gözleri... Soğuktu. Hesaplayıcıydı. Ve en kötüsü... hiç tereddüt yoktu. Ben onun için sadece bir hataydım. Yanlış zamanda, yanlış yerde olan bir hata. Bir adım attı. Geri çekildim. Bir adım daha attı. Kalbim kulaklarımda atıyordu artık. "Lütfen..." diye fısıldadım, sesim neredeyse duyulmayacak kadar zayıftı. Durmadı. Yaklaştı. Aramızdaki mesafe kapandıkça, içimdeki korku büyüdü... ama kaçamadım. Kaçmak istedim. Gerçekten istedim. Ama o bakış... Sanki beni yerimde sabitlemişti. Şimdi tam karşımdaydı. Yağmur saçlarından süzülüyordu. Yüzünün yarısı karanlıkta kalmıştı. Ama gözleri... Gözleri direkt benimkilerin içindeydi. Elindeki silah yavaşça kalktı. Nefesim kesildi. "Burada gördüğün şeyi..." dedi, sesi beklediğimden daha sakindi. Bir an durdu. "...unutacaksın." Başımı sallamak istedim. Yalan söylemek istedim. Ama ağzımdan çıkan şey bambaşkaydı: "Unutamam." Sessizlik. Yanlış cevap. Bunu ikimiz de biliyorduk. Gözlerinde bir şey değişti. Çok kısa bir anlığına... Şaşkınlık mıydı? Yoksa... İlgi mi? Silah hâlâ bana dönüktü. Ama tetiğe basmadı. Dakikalar geçmiş gibi hissettiren birkaç saniye... Sonra silahı yavaşça indirdi. Bu daha kötüydü. "Adın ne?" diye sordu. Neden sorduğunu bilmiyordum. Ama cevap verdim. "Lavin..." İlk kez ismimi bu kadar yabancı hissettim. Başını hafifçe eğdi. Sanki zihnine kazıyormuş gibi. "Lavin..." diye tekrarladı. Sesim titredi. "Beni... bırakabilirsin. Kimseye söylemem. Yemin ederim." Yine o sessizlik. Sonra dudaklarının kenarı neredeyse fark edilmeyecek kadar kıpırdadı. Bir gülümseme değildi. Daha çok... bir karar gibi. "Yeminler bu dünyada bir şey ifade etmez." Bir adım daha yaklaştı. Artık nefesini hissedebiliyordum. "Ve sen..." dedi, gözleri hâlâ benimkilerde kilitliydi. "...çok şey gördün." Geri çekildim. Ama bu sefer o durmadı. Kolumdan tuttu. Refleksle kurtulmaya çalıştım. "Bırak beni!" dedim, sesim ilk kez yükseldi. Ama tutuşu demir gibiydi. "Geç kaldın," dedi sakince. Kalbim dondu. "Ne... ne demek o?" Bana baktı. Bu sefer gözlerinde hiçbir şey yoktu. Sadece kesinlik. "Artık bu işin içindesin." Yağmur hızlandı. Dünya tekrar hareket etmeye başladı. Ama benim için her şey o anda durdu. Çünkü o an anladım. Ben o sokaktan çıkamayacaktım.