GECEYARISI

Yanılsama;

Yazar:

GECEYARISI – Mahidecrk kitap kapağı
GECEYARISI – Mahidecrk kitap kapağı

“Ruhlarımız neden yapılmış olursa olsun, onunkiyle benimki aynı.” — Emily Brontë İnsan, hiç tanımadığı birini özler miydi? Kokusunu hiç bilmediği, dokunuşunu teninde hiç hissetmediği, sesini bir kez bile duymadığı birini… Bu mümkün müydü gerçekten? Delilik değil miydi bu? Bir kez bile sarılmadan. Aynı masada oturmadan. Birlikte gülmeden. Tek bir anıyı paylaşmadan. Hatta… Aynı gökyüzünün altında, aynı ana bile denk gelmemişken. İnsan, varlığından bile emin olamadığı birini nasıl bu kadar özleyebilirdi? Özlemek dediğin şey, yaşanmışlıklardan doğmaz mıydı? Bir bakıştan… Bir dokunuştan… Bir vedadan… Benim elimde ise hiçbir şey yoktu. Ne bir fotoğraf. Ne bir ses. Ne de gerçekten yaşamış olduğuna dair tek bir kanıt. Sadece geceler vardı. Ve her gece yarısı, kalbimin içine biraz daha yerleşen o tanıdık yabancı… Bazen uyanır uyanmaz yüzünü hatırlamaya çalışıyordum. Her ayrıntısını zihnime kazımak ister gibi gözlerimi kapatıyor, biraz daha kalabilmek için kendimi zorluyordum. Ama anılar, avuçlarımın arasından kayan su gibi dağılıyordu. Geriye yalnızca göğsümün tam ortasına çöken o tarifsiz boşluk kalıyordu. Belki de en çok buna üzülüyordum. Onu her gece görüyor… ama her sabah yeniden kaybediyordum. Yoksa gerçekten aklımı mı yitiriyordum? Çünkü mantığım, bunun imkânsız olduğunu fısıldıyordu. Ama kalbim… Kalbim, çoktan birini beklemeye başlamıştı. Üstelik hiç tanımadığı birini. Ve insanın en çok canını yakan şey de buydu galiba. Kaybettiğini bildiği birini özlemek değil… Hiç sahip olamadığı birini, sanki yıllardır eksikmiş gibi özlemek. Bu aralar hiçbir şeyi bilmiyordum. Tek bildiğim şey, her sabah biraz daha eksik uyandığımdı. Sanki ruhumun bir parçası, her gece onun yanında kalıyor; bana ise yalnızca boşluğu dönüyordu. Kafamın içinde dönüp duran bu sorularla bir süre öylece kaldım. Düşünmemeye, üzerinde daha fazla durmamaya çalışıyordum. Çünkü bazı cevapları aramak, insanı daha da çıkmaza sürüklüyordu. Belki de bu yüzden, gün daha yeni ağarıyorken kendimi yine pastanede bulmuştum. Zihnimi susturmanın tek yolu buydu. En azından ben öyle olduğuna inanıyordum. Henüz sokaklar tam anlamıyla uyanmamıştı. Vitrin ışıklarını yakıp kapıyı açtıktan sonra mutfağa geçtim. Çalıştığım yer büyük bir işletme değildi; mahalle arasında, insanların sabah kahvesini içip taze kruvasan aldığı, öğleden sonraları ise tatlı kokularıyla dolup taşan küçük ve sıcak bir pastane kafeydi. Ben de o mutfağın şefiydim. Günün ilk siparişleri her zaman bana emanetti. Hamurların mayasını kontrol eder, kremaları hazırlar, vitrine çıkacak tatlıların son dokunuşlarını yapardım. Birkaç saat sonra Melisa, Emir ve Elif de gelir, mutfak bir anda sessizliğini kaybederek her zamanki telaşına bürünürdü. Ama en sevdiğim saatler bunlardı. Henüz kimse gelmemişken… Sadece tereyağının tavaya değen kokusu, taze demlenen kahvenin buharı ve çırpma telinin ritmik sesi bana eşlik ederdi. O kısa sessizlikte zihnimin de benimle birlikte sakinleşeceğini sanıp, apar topar kendimi buraya atmıştım fakat yanılmışım. Parmaklarım unla kaplıydı; tezgâh ise her zamanki gibi dağınık ve tanıdıktı. Fırından yükselen sıcaklık yüzüme vuruyor, beni kendime getirmeye çabalıyordu ama ben, çoktan zihnimin derinliklerinde kaybolmuştum. Dışarıdan bakıldığında her şey olması gerektiği gibiydi. Ben hariç. Kendimi ne kadar zorlasam, işime ne kadar odaklanmaya çalışsam da yapamıyordum. Duramıyordum. Ona dair düşüncelerden kaçmayı bir türlü beceremiyordum. Kendi zihnimden bir an olsun uzaklaşamıyordum. Gözlerimi kapatıp, derin bir nefes aldım. Bir an olsun düşünmemeye çalıştım. Aklımdan çıkarmaya çalıştım. Tekrar ve tekrar… Tam o sırada ise mutfağın kapısı açıldı ve içeriye Melisa girdi. Bir anlığına göz göze geldik. Beni burada görmesi onu hiç şaşırtmamış gibiydi ama yine de sormadan edemedi. “Şef, bu saatte ne işin var burada?” “Günaydın.” dedim gülümseyerek. “Birkaç sipariş vardı. Erkenden gelip, onları hazırlamak istedim.” Başını ‘anladım’ anlamında salladı. “Sen neden erkencisin?” Cevap vermeden önce biraz duraks…

Bölümün tamamını WritePad'de oku