GECEYARISI

Çıkış yolu olmayan labirent;

Yazar:

GECEYARISI – Mahidecrk kitap kapağı
GECEYARISI – Mahidecrk kitap kapağı

Sen geliyorsun. Kalbim boğulacak. Hasret sensin. Bütün kapılar kavuşma. Bütün sokaklar müjde. Geleceksin. Yağmur yağacak. Ben ağlayacağım. Bunu yazıyorum. Bunu bin kez yazıyorum. Yoksa yalnızlık öldürecek. Yoksa kimseyi sevmeyeceğim. — Şükrü Erbaş Sabah ışığı yavaşça odama sızarken, şiş gözlerimle gerçek ile rüya arasındaki ince çizgiyi seçmeye çalışıyordum. Henüz gözlerimi tam açamamıştım ama eminim ki, dün gecenin izleri hala yüzümdeydi. Üstelik gece pencereyi kapatmayı unutmuş, sabaha kadar tam anlamıyla iliklerime kadar donmuştum. Vücudumun her yeri tutulmuş ve şimdiden burnum akmaya başlamıştı. Bu hayatta nefret ettiğim pek çok şey vardı ama hastalanmak… onların başında geliyordu. Sanki bedenim bana ait olmaktan çıkıyor, en basit hareket bile sırtıma yüklenen görünmez bir ağırlığa dönüşüyordu. Üstelik yalnızca ateş, boğaz ağrısı ya da bitmek bilmeyen baş ağrısı değildi mesele. Hastalık, insanın ruhunu da ele geçiriyordu. Sabrımı elimden alıyor, düşüncelerimi karartıyor, zaten güç bela ayakta duran ruh hâlimi birkaç adım daha dibe çekiyordu. Normalde de pek huysuz sayılmazdım ama hasta olduğum zaman… kendime bile katlanamıyordum. En ufak bir ses sinirimi bozuyor, en basit soru bile gereğinden fazla yoruyordu beni. Bunun elimde olmadığını biliyordum ama bilmek hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Bu yüzden tek hedefim vardı: Bir an önce sıcak bir duşun altına girip üzerimdeki ağırlığı biraz olsun atmak, ardından iyi bir soğuk algınlığı ilacı alıp kendimi yatağa bırakmak. Şu an ihtiyacım olan tek şey buydu. Belki birkaç saatliğine de olsa dünyayı susturabilirdi. Kendimi zar zor yataktan kaldırıp banyoya sürüklediğimde ise evrenin benim için bambaşka planları olduğunu anladım. Açıkçası buna şaşırmamıştım. Maalesef ki kendisiyle yıldızımız hiçbir zaman barışmamıştı. Ne zaman içimden, “Daha kötü ne olabilir ki?” diye geçirsem, sanki bunu bir meydan okuma olarak algılıyor ve birkaç dakika içinde cevabını önüme koyuyordu. Üstelik öyle küçük bir aksilikle de yetinmiyordu. Her seferinde, “ Bak, bundan daha kötüsü de var,” der gibi sınırlarımı biraz daha zorluyordu. Şimdi de o anlardan biriydi. Kapımı, sanki alacağını tahsil etmeye gelmiş bir alacaklı gibi ısrarla çalan kişinin kim olduğunu tahmin etmek zor değildi. O ritmi tanıyordum. O sabırsızlığı da. Demir. İçimden derin bir of çekip gözlerimi tavana diktim. Normal bir günde olsa, büyük ihtimalle gülümserdim. Hatta kapıyı açmadan önce onu birkaç dakika daha bekletip sinir etmek için küçük oyunlar bile oynardım. Ama bugün… bugün hiçbirine hâlim yoktu. Kendime bile zor katlanırken başkasına nasıl katlanacaktım? “Geliyorum!” Sesim düşündüğümden daha çatlak çıktı. Sinirle kapıyı açtığımda, yanılmamış olduğumu görmek nedense beni hayal kırıklığına uğrattı. Dürüst olmak gerekirse gerçek bir alacaklıyı şu an bu andavala tercih edebilirdim. En azından işini görür, giderdi. Ama işte… hayat benimle böyle eğlenmeyi seviyordu. Demir ise elinde birkaç poğaça poşeti, yüzünde şu an asla tahammül edemeyeceğim bir sırıtış ile kapımda dikiliyordu. “Günaydın hayatım!” “Gün daha benim için aymadı seni ruh hastası! Bir izin günümü de evimde rahat ve huzurlu bir şekilde geçiremeyecek miyim? Sabahın köründe kapıma dikilmenin sebebi ne? Hayır, gerçekten. Sebep ne?” Ani çıkışımı hiç umursamamış olacak ki beni çoktan kenara itmiş, mutfağa doğru ilerlemişti. “Tam bi sabah insanısın.” dediğinde yüzünde hala keyifli bir gülüş vardı. Almış olduğu poğaçaları tezgahın üzerine bıraktıktan sonra bana dönüp, göz kırpması ise kusmam için fazlasıyla yeterliydi. “Bayılıyorum sana.” Gözlerimi devirdim. “Defol.” Beni ve söylediklerimi tamamen görmezden gelerek mutfakta oradan oraya dolaşıyor, bir yandan da kahvaltılık bir şeyler hazırlıyordu. Daha çok sinirlenmem gerekirdi. Hatta normal şartlarda çoktan söylenmeye başlamış, onu kapının önüne kadar uğurlamak için birkaç cümle hazırlamış olmam gerekirdi. Ama Demir’in bu tavırlarına yabancı değildim. O, benim öfkemi pek ciddiye almazdı. Daha doğrusu… öfkemi değil, öfkemin ardın…

Bölümün tamamını WritePad'de oku