Seninle güzel 24.
Yazar: gece

Bölüm görselleri


Ve karşımda onu gördüm. Aras... Üzerinde yalnızca siyah bir eşofman vardı. Elleri sarılıydı ve karşısındaki kum torbasına durmadan vuruyordu. Her hareketinde öfkesini görüyordum. Sanki içinde yıllardır biriktirdiği bütün öfkeyi, söyleyemediği bütün sözleri, yaşadığı bütün acıları o kum torbasına bırakıyordu. Bir süre olduğum yerde kaldım. Sonra gözlerim sırtına takıldı. İzler... Daha önce gördüğüm ama anlamını şimdi daha fazla bildiğim o izler. Aylin teyzenin anlattıkları zihnimde yeniden canlandı. Kalbim acıyla sıkıştı. Birkaç adım attım. Sonra bir adım daha... Ona yaklaştıkça içimdeki ağırlık daha da büyüyordu. Aramızdaki mesafe gittikçe azaldı. En sonunda birkaç adım uzağında durdum. Aras hâlâ kum torbasına vuruyordu. Ben ise ne yapacağımı bilemeden onu izliyordum. Sonunda elim istemsizce kum torbasına uzandı. Torbayı tuttum. Aras'ın bir sonraki hareketiyle kum torbası elimde durdu. O an Aras da durdu. Derin bir nefes aldı. Sanki... Ben ise olduğum yerde kaldım. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Karşımda duran adama baktım. Yine o simsiyah gözlere baktım. Daha önce baktığımda içinde huzur bulduğum, kendimi evimde hissettiğim o gözlere... Ama bu kez farklıydı. Bu kez gözlerinde huzur yoktu. Acı vardı. Özlem vardı. Yarım kalmışlık vardı. Söylenmemiş cümleler vardı. Yaşanmamış yıllar vardı. Ve bütün bunların arasında... Bana bakıyordu. Uzun zamandır ilk kez gözlerinin içine bu kadar dikkatli baktım. Sanki gözleri bana söyleyemediği her şeyi anlatıyordu. Aras'ın dudakları hafifçe aralandı. Ama hiçbir kelime çıkmadı. Ben de konuşamadım. Çünkü o an ikimiz de biliyorduk. Aramızda yalnızca birkaç adımlık bir mesafe yoktu. Aramızda söylenmemiş onlarca şey vardı. Ve ben ilk kez... O mesafeyi kapatmak isteyip istemediğimden değil, kapatırsam karşıma çıkacak gerçeklerden korkuyordum. Bir adım daha yaklaştım. Aramızda yalnızca nefes alacak kadar bir mesafe kalmıştı. Başımı kaldırıp Aras'a baktım. Yüzündeki izler hâlâ tamamen geçmemişti. Gözlerinin altında yorgunluğun izleri vardı. Daha önce onu böyle bir hâlde görmemiştim. “Aras…” Adını söyledim ama cümlemin devamını getiremedim. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Belki de söylemek istediğim çok fazla şey vardı. Ama hiçbirini kelimelere dökemiyordum. Aras ise sessizce bana bakıyordu. Sanki konuşamayacağımı anlamıştı. Sanki söyleyemediğim her şeyi yüzümden okuyabiliyordu. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Sonra bakışlarını gözlerimden ayırmadan konuştu. “Mira…” Sesi öylesine kısık çıkmıştı ki neredeyse duyamayacaktım. “Gerçekten sen misin?” Kaşlarım hafifçe çatıldı. “Ne?” “Sen…” Bir an durdu. “Gerçekten buraya geldin mi?” Sanki buna inanmakta zorlanıyordu. Gözleri yüzümde dolaşıyordu. Sanki karşısında duran kişinin gerçekten ben olduğumu anlamaya çalışıyordu. Sanki beni gördüğüne inanmak istiyor ama bir yandan da bunun yalnızca bir hayal olmasından korkuyordu. Aras yavaşça elini kaldırdı. Bir an tereddüt etti. Sonra parmaklarını yanağıma dokundurdu. Dokunuşu o kadar hafifti ki neredeyse hissetmedim. Gözlerini benden ayırmadan fısıldadı. “Gerçeksin…” Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu. Sonra o gülümseme biraz daha büyüdü. Gamzesi ortaya çıktı. Aras gerçekten gülümsüyordu. Uzun zamandır ilk kez onu böyle gördüğümü fark ettim. Ben de istemsizce gülümsedim. Ama gözlerim dolmuştu. Aras elini yanağımdan çekmedi. “Mira…” Bu kez sesi daha farklıydı. “Hiç gelmeyeceksin sandım.” Kalbim sıkıştı. “Beni tamamen bırakıp gideceksin sandım.” Gözlerini kapattı. Bir an nefesini tuttu. “Benimle bir daha hiç konuşmayacaksın sandım.” Başını hafifçe eğdi. “Ne kadar canım yandı, biliyor musun?” Sesinde kırgınlıktan çok korku vardı. “Seni gerçekten kaybettiğimi sandım.” Boğazım düğümlendi. Aras gözlerini yeniden açtı. “Bazen sensiz nefes almak bile çok zor geldi, Mira.” Bu cümleyi söylerken gözlerindeki bütün savunma yok olmuştu. Sanki karşımda güçlü görünmeye çalışan Aras değil... Beni kaybetmekten korkan bir adam vardı. “Her şey üstüme geldi.” Elini yavaşça indirdi. “Ama şimdi buradasın.” Gözlerime baktı.…