Ⅴ
Yazar: 𝘈𝘺𝘴̧𝘦 °𓇼🌊⋆🐚🫧

Bilinçaltımız aslında en zehirli derinliğimizdir. Binlerce şey düşünürüz, duruluruz; kafamızdan atmaya çalışsak da her şey orada kazılı durur. Beyin damarlarımın en zerre uçlarına kadar uyuştuğunu hissediyordum. Vücudumdan akan terleri de hissediyordum; akan bir nehirden farksız sayılmazdım. Oysa ölmemiş miydim? Hâlâ yaşıyor muydum, hayatta mıydım? Zira bu sorulara cevap ararken mezarda olacak hâlim yoktu. Yavaş yavaş kendime geldiğimi hissediyordum. Gözlerimi yavaşça açmaya çabaladım ancak güneş ışınları, saatlerdir belki de günlerdir kapalı olan göz kapaklarımı açmamı zorlaştırıyordu. Hafiften kımıldanırken bu sefer gözlerimi açmakta başarılı olmuştum. Etrafa bakındığımda buranın neresi olduğunu düşünmeye başladım. Neresiydi burası? Nerede olduğum hakkında ufak bir fikrim dahi yoktu. Gözlerimi oldukça zevkli döşenmiş, siyah tonlarında yatak takımı, kenarda iki kişilik oturma takımı ve duvarlarda asılı dekoratif süsler olan odada gezdirirken sandalyede oturmuş, beni seyreden birisine takıldı gözlerim. Kaşlarım çatıldı. Bir dakika, bir dakika... Bu, o ad— Şaşkınlığım iç sesimin lafını bölmüştü. Zihnim hâlâ bunun gerçekliğini sorgularken ellerimi gözlerime götürdüm, ovuşturup tekrardan baktım. Gerçekti. Rüya değildi, basbayağı karşımdaydı. Uyandığımı hissetmiş olmalı ki dakikalardır zemindeki çizgileri sayan gözlerini üzerimde hissettim. Yattığım yerden doğrulmaya çalışırken yaptığım şeyin aptalca olduğunu göğsümdeki acıyla hissedip kendime sövdüm. Hafiften öksürerek, "Burada ne işim var, sen kimsin?" diye sordum. Hissettiğim acının etkisiyle sesim çatallı çıkmıştı. Sorumla tam da gözlerimin içine bakarken ağzını açmaya tenezzül bile etmezken beni yanıtsız bıraktı. Sinirle üstümde örtülü olan beyaz yorganı ittirdim. Bana baktı ve bu sefer konuştu: "Yaralısın, ani hareketler yapma." Deyip yeniden zemindeki çizgilere dikti göz bebeklerini. "Sana bir şey sordum!" diyerek yataktan sarkıttığım ayağımı bir iki dakika sallayarak zeminle buluşturdum. Susmakta kararlı duruyordu. Gözlerini yeniden gözlerime diktiğinde konuşacağını düşündüm ama bir şey dememesi daha da sinirimi bozdu. "Kimsin sen?" Beklemediğim anda ağzını araladı. "Kim olduğumu öğrenmen neyi değiştirir? Kim olduğumun bir önemi de yok zaten." Son dediğiyle birlikte kafam daha da allak bullak oldu. "Neden?" diye sorduğumda beni anlayamamış olması normaldi. "Neden kurtardın beni?" Yeniden sessizliğe gömüldü. Gözlerimi gözlerinden ayırmazken konuşmazsa başının etini yiyeceğimi anlamış olmalıydı. "Neden kurtarmayayım seni?" demesiyle afallamıştım. Kimdi bu adam? Gözleri o günkü gibi derin, hem de dip dibe derin bakıyordu. Ayağa kalkmak için çabalarken bunu başarmıştım ancak bir iki adım yürümemle sendelemem bir oldu. Neredeyse düşüyordum, ta ki hızlıca kalkıp beni tutmasaydı. Belimi kavramıştı. Şu anda olması gerekenden fazla yakındık. Gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmazken, "Yaralı olduğunu ve ani hareketler yapmaman gerektiğini söylemiştim sana," dedi. "O anları pek hatırlamıyorum ama sen... Sen ne zaman geldin?" Kaskatı olan suratında ilk defa kıpırdanma gördüm. Yanakları hafiften kıvrıldı. "Gelmişim işte. Ne yapacaksın? Şu an hayattasın." "Orada olman tamamen tesadüftü yani, öyle mi?" Belimde olan parmaklarını gevşetti. Bir anda ellerini bacaklarımın arka kısmında hissedince şaşırmamla kendimi kucağında bulmam bir oldu. Beni aldığı gibi yatağa uzandırdı. "Dinlenmelisin," diyerek kapıya ulaştı. Çıkmadan önce, "Bekle," deyip kapıyı kapatıp çıktı. Hâlâ şoktayken aklım daha da gizemlenmişti. Neden bana yardım etmişti? Ya da ben bunu neden bu kadar sorguluyordum? Tavanı seyrederken onu bekliyordum. Kapı aralandı ancak yavaşça girdi içeri, çünkü eli doluydu. Tepsi vardı. Dikkatli ve özenli bir şekilde yanıma geldi. Kenardaki komodine koydu tepsiyi. Uzandığım yerden beni hafifçe kaldırdı, yatağın köşesinden masa çıkardı hemen önüme. Salataya çatalı batırarak bana uzattı. Ona bön bön bakarken başını salladı. Ben de uzatmadan salatayı yedim. Aslında normalde şimdiye üçüncü…