48. BÖLÜM: ZİHİN SARAYI
Yazar: Lea Andrea

( Jayce Montgomery, Lucifer ve James Montague ) ═ GECENİN KANATLARI ═ KIRK SEKİZİNCİ BÖLÜM ❝ ZİHİN SARAYI ❞ Nisan 2018 | Manhattan, New York. Bir şeyi sabırsızlıkla beklediğinizde ya da önünüzde sonuçlanmayan bir belirsizlik varsa zaman geçmek bilmezdi. Mart ayının sona ermesiyle birlikte nisan ayının ilk günleri ilkbaharı yansıtmaya başlamıştı. Havalar ısınmış, ağaçlar çiçek açmıştı. Hayvanlar ve böcekler gibi insanlar da dışarıdaydı. Hayat çok hızlı geçiyor gibiydi. Fakat Jayce Montgomery için zaman artık daha da yavaşlamıştı. Kışın soğuğunu kendi soğukluğuna ayak uyduruyor diye seviyordu, şimdi ise o tüm bu neşe saçan ilkbahar mevsiminin ve hareketli insanların arasında aynı soğukluğuyla kaldığında insanlar onun duygusuzluğunu daha net görebiliyordu. Genç adamın kalbi, en az teni ve yüz ifadesi kadar buz gibiydi son zamanlarda. Etrafındakilere daha sert davranmaya başlamıştı, fazla acımasızdı. Arkadaşlarıyla hiç görüşmüyor, ofiste zaman zaman danışanlarını ve Lydia’yı bile tersliyordu. İnsanların anlamsız ve korku dolu bakışlarına maruz kalıyordu. Zihninde çok fazla şey dönüyordu. Lucifer ve küçük Jayce hiç olmadık yerlerde kontrolü almaya başlamıştı. Bir gün ofiste durduk yere Lucifer’ın ortaya çıkması, her ne halt olduysa Lydia’nın sonradan korku dolu gözlerle ona bakmasına neden olmuştu. Jayce artık dengeyi kuramadığını fark etmişti. Üstüne üstlük FBI tarafından açılan davadaki gelişmeler hiç iyi değildi, avukatı Bill Skeates bile kazanacaklarını artık düşünmüyordu. Tüm bunların sorumlusu olarak Lucifer hem onu hem de Melissa’yı görüyordu. Melissa’nın serbest kalması konusunda bir anlaşmaya varamadıkları için durmadan tartışıyorlardı, bu bazen fiziksel boyuta bile ulaşıyordu. Onların kavgalarını yatağının bir köşesinden izleyen beş yaşındaki oğlan ise kulaklarını kapatmaya çalışsa da her şeyi duyuyordu. Ofisten kalan zamanının çoğunu artık ya SoHo’daki sığınağında antrenman yaparak, ya can sıkıntısını gidermek için siber suçlara bulaşarak, ya da NYX’te çok fazla içip kendisini eğlenmeye vererek geçiriyordu. Kafasını her şeyden uzaklaştırmak için kaç kez sarhoş olduğunu, kaç kadınla nerelerde birlikte olduğunu bile saymamıştı. Dokuz yıl önce aşk acısı çeken James’e dönüşmüştü. Yine kötü adam olmaya doğru ilerliyordu. Demek ki tarih bir şekilde tekrar ediyordu. Melissa onun sırrını öğrendikten sonra onu yine terk etmişti, mesajlarına cevap vermiyordu ve Jayce bir kez daha yapayalnız kalmıştı. Bu kez durum çok daha kötüydü. FBI, onun mafya vârisi James Montague olarak Chicago’da karanlık bir suç geçmişi olduğunu öğrenmişti ve sırada onun Azrail olduğunu öğrenmek vardı. Son yakındı, biliyordu. Melissa konuşmasa bile FBI onu bir şekilde bulacaktı. NYX’teki odasında oturup içkisini yudumlarken bilgisayarındaki fotoğraflara bakıyordu. Melissa’nın, oğlunun elini tutup karşıdan karşıya geçerken uzaktan çekilmiş fotoğrafları. Melissa’nın, bir kafede arkadaşlarıyla birlikte oturup sohbet ederken çekilmiş fotoğrafları. Çalıştığı derginin ofisine girerken çekilmiş fotoğrafları. Evine girerken çekilmiş fotoğrafları. Oğlunun, okul kapısında ve bahçesinde çekilmiş fotoğrafları. Kadının ve oğlunun uzaktan çekilmiş çok fazla fotoğrafı vardı artık elinde. Onun güvenliği için ve elbette onun bu karanlık sır konusunda ne yapacağını öğrenmek için kadını takip ettiriyordu. Azrail’e borcu olan çok fazla kişi vardı, onlardan ikisinin şu an tek görevi Los Angeles’ta Melissa Lawrence’ı takip edip onun ve oğlunun güvenliğinden sorumlu olmaktı. Aradan geçen bir buçuk haftada Melissa peşinde olan adamları fark etmemiş gibiydi, fark ettiyse bile bu korumaların Jayce tarafından tutulduğunu anlamış olmalı ki bir şey yapmamıştı. Hâlâ adamın mesajlarına dönmüyordu. Zamana ihtiyacı var , diye düşünüyordu Jayce. Kadın büyük bir travma ve şok yaşıyordu. Oğlunun fotoğrafını yakınlaştırdı. Onun yüzünü incelerken buzlu viskisinden bir yudum aldı. Kumral saçları dağınık tutamlarla alnına dökülen sekiz yaşındaki çocuğun yüz hatlarının ve mavi gözlerindeki bakışl…