Gecenin Kanatları

34. BÖLÜM: KUKLA VE KUKLA OYNATICISI

Yazar:

Gecenin Kanatları - Lea kitap kapağı
Gecenin Kanatları kitap kapağı

( Alan Montague ) ( Alan Montague ve James Montague ) ═ GECENİN KANATLARI ═ OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ❝ KUKLA VE KUKLA OYNATICISI ❞ Mayıs 2008 | Chicago, Illinois. Montague . Bu isim, Chicago’da pek çok şey ifade ediyordu. Siber güvenlik konusunda popüler olan bir teknoloji şirketinin sahibi ve CEO’su ile bu paravan şirketten kara para aklayan ve yeraltı dünyasının liderliğini elinde tutan bir mafya babası bunlardan biriydi. James’e göre ise Montague ismi, canavara ait karanlık bir soydan başka bir şey değildi. Kendisi de bu canavarın yeni kuklasıydı. Montague soyunun vârisi, gölgesiydi . James bir kukla ve bir gölge olarak artık pek çok karanlık görevi tek başına gerçekleştiriyordu. Bazen asiliği tutsa da genelde Alan’ın emirlerini yerine getiren elemanlardan bir farkı artık neredeyse sadece bununla sınırlı kalıyordu. Görevlerininse sınırı yoktu. CEO olmak için şirkette ve malikânenin batı kanadında eğitilme, tüm eğitimlerinde başarılı oldukça ustalaşma, düşmanlara tehdit mesajları yollama, istenilen yerleri kundaklama, istenilen kişilerin kaçırılmasına ve işkencelerine yardım etme, tehditleri etkisiz hâle getirme, sevkiyat işlerine liderlik etme, hackleme becerilerini sergileyerek düşmanları hakkında bilgiler elde etme… Tüm bunların nerede son bulacağını merak ediyordu. Hâlâ birini öldürmesi istenmemişti ama o görevin de bir son olacağını sanmıyordu. Peki bu görevler ne zaman bitecekti? Şirketin ve örgütün başına geçip canavarın yerini aldığında mı? Yoksa o zaman da mı bitmeyecekti? Zihnindeki bir ses -kendi canavarı- tüm bunların ne zaman ve nasıl sona ereceğini biliyorsun diyordu. James bunun ne demek olduğunun bir süredir farkındaydı ama bunu görmezden geliyordu. O raddeye erişemezdi, bunu yapamazdı. Yapmak istemiyor değildi, bunu yapacak cesareti henüz yoktu. Belki hiç olmayacaktı… Bu yüzden tüm bunlara katlanıyordu. Onun ne yaptığından haberi olmayan biricik sevgilisiyle vakit geçirebilme ve onunla birlikte olabilme hatırına, dostu ve öğretmeni Michael ile birlikte sohbet edebilme hatırına… Onu James Montague olarak ayakta tutan yegâne iki kişiydi Michael ve Melissa. Onlar olmazsa James ne yapacağını, nasıl hayatta kalacağını bilmiyordu. Ya bu karanlık içerisinde yok olup gider ya da kendisini yok ederdi şüphesiz. Limandaki bir sevkiyat işini başarıyla tamamladıktan sonra limandan ayrılan içi kargo yüklü gemiye bakarak içini çekti. Silah ve insan kaçakçılığına yardım etmek, yaptığı şeylerin içerisinde en masum olanları olabilirdi. Bu bile onun yasa dışı şeyler yapmaktan tutuklanmasına neden olabilirdi. On yedi yaşında olması, yaptığı tüm yasa dışı eylemlerin ve işlediği suçların cezalarını pek etkilemeyecekti. On sekiz yaşında olduğunda ise hiçbir şey onu, suç işleyen her yetişkinin yargılanması gibi yargılanmaktan alıkoyamazdı. Belki o zamana kadar bir şeyler değişir ve kefaretini arardı. Fakat hiç sanmıyordu… Artık tüm bunlara alışması bir yana, bunları yapmaktan zevk alan bir yanı vardı. Hayır, zihnindeki şeytanın bedene bürünen sesi değildi bu. Kendisiydi. Suikastçı James Montague ve Gölge olmak bazen hoşuna gidiyordu. Tüm bu karanlık eylemleri gerçekleştirmek, dökülen kanları izlemek, alevlere şahit olmak… Dudaklarında bir tebessümün oluşmasına ve içinde yükselen heyecanın ateşine engel olamıyordu. Plakasız, siyah motorsikletine atlayıp kaskını taktıktan sonra dönüş yolundayken kulaklığından ona olaşan Michael polislerin onun peşinde olduğunu haber verdi. Ne çabuk! Yine biri onları ihbar mı etmişti? Yoksa James bir yerde hata mı yapmıştı? James, onu motorsikletteki GPS’i takip ederek bilgisayar ekranındaki haritadan ve kasktaki kameradan izleyen Michael’ın talimatları sayesinde polisleri atlatıp malikâneye doğru yol alırken hızla çarpan kalbinin gürültüsünü ve heyecanı hissedebiliyordu. Bu görevlerin riskli olması ve hatta polis tarafından takip edilmek ona gereksiz bir heyecan veriyordu artık. Bu adrenaline bayılmaya başlamıştı. Kendisini hiçbir şeyden korkmayan deli dolu bir genç gibi hissediyordu, öyleydi de. Tabii g…

Bölümün tamamını WritePad'de oku