31. BÖLÜM: ATEŞ KADAR KIZIL
Yazar: Lea

( Kendra Sloan ) ═ GECENİN KANATLARI ═ OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM ❝ ATEŞ KADAR KIZIL ❞ Şubat 2018 | Manhattan, New York. Manhattan’da yeni bir şubat sabahına güneş doğmadan önce yatak odasının perdelerinin sıkıca kapalı olmasının da etkisiyle zifiri karanlık odada çığlık atarak uyandı Jayce Montgomery. Rüya mı kâbus mu olduğunu çözemediği anılarının etkisiyle nefes alamadığını hissederek yorganı üzerinden itekledi ve banyoya koştu, yüzünü yıkayarak bu anıların etkisinden kurtulmaya çalıştı. Ellerini lavabonun kenarlarına koydu, başını kaldırıp aynaya baktığında vücudunun titremesine engel olamadı. Göz altlarındaki morluklar günlerdir -özellikle Valerie’yi öldürdüğünden beri- çektiği uykusuzluğun belirtileriyken ela gözlerinin kızarması da gördüğü kâbusların belirtilerindendi. Bir süredir gördüğü kâbuslar, üzerlerine genç adamın anıları eklendiğinde onu daha fazla etkilemişti. Gözleri, çıplak göğsündeki yaralara kaydığında iç geçirdi. Melissa’nın on yıl önce dokunduğu noktalarda gezdi sağ elinin parmakları istemsizce. On yıl içinde çoğu yarası iyileşmişti; sadece birkaç kalıcı iz duruyordu sırtındaki, göğsündeki ve belindeki belli noktalarda. Çatışmalarda yediği kurşunların izleri ve kapanmaya başlayan birkaç küçük kesik… On yıl önce yaraları tazeydi, onu çıplak gören ya da yattığı her kız ona bu yaraları sormadan edemiyordu. Herkese farklı bir hikaye anlatıyor, soruyu geçiştiriyor ya da hiç cevap vermiyordu. Melissa’ya gerçeği söylemişti ve o günden beri de başka hiç kimseye neden bu kadar çok yara izine sahip olduğunu söylememişti, Marlene’e bile. Uzun süreli birlikteliklerine rağmen Marlene onun sadece kötü bir geçmişe sahip olduğunu biliyordu. Zaten bu yaraları soran da nadirdi ve Jayce bu soruları hep duymazdan gelmiş, kadınların dikkatini dağıtmıştı. İlginçti ki onunla pek çok kez yakın temasa giren Valerie bunu bir kez bile sormamıştı. Dikkati o anda hep dağınık mı oluyordu? Görünürde bu kadar mükemmel bir vücuda ve kusursuz bir hayata sahip olan bir adamın artık belli belirsiz görünen birkaç yara izine sahip olması, onun bir kusurunu ortaya koyuyordu. Valerie bunu hiç merak etmemiş miydi? Ya da adamın cevap vermeyeceğini tahmin ederek umursamamış mıydı? Jayce bunun cevabını asla alamayacaktı, kadını öldürmüştü. Ellerini göğsünden çekti, lavabonun kenarlarına sabitleyerek dengede durmaya ve nefes almaya çalıştı. Göründüğü kadar güçlü değildi. İnsanlara karşı yenilmez bir katil ve aynı zamanda başarılı bir psikolog görünümü verse de hiç kimse genç adamın yaşadıklarının etkisinde ne kadar çok kaldığını, zihniyle savaştığını bilemezdi. Melissa da bilememişti… James’in gizemli yanını, değişken ruh hâllerini görmesine rağmen bunu hep Alan’ın genç adam üzerindeki etkisine ve onu bir şeylere zorlamasına yormuştu. Jayce aslında şu zamana kadar hiç korkmuyordu. Sekiz yıl önce kavuştuğu özgürlüğüyle birlikte onu korkutabilecek hiçbir şey yoktu bu dünyada. Tek bir şeyden bile korksa şehrin aranan psikopat katili olmaz, bu cesareti kendinde bulamazdı. Yıllardır tek bir korkusu dahi yoktu ve korkusuzca her şeyin önünde durabiliyordu. Tanrı’dan ümidini kesmişti. Bir mafya vârisi olana kadar öyle yetiştirildiği için içten bir şekilde inandığı ve dua ettiği Tanrı, beş yaşındaki küçük Jayce’in dualarına karşılık verip çocuğun ailesini geri getirmeliydi. Ya da daha iyi bir yaşamı olurdu küçük çocuğun. Ancak Tanrı orada değildi; Jayce, Tanrı’nın evreni yarattıktan sonra insanları başıboş bıraktığına inanıyordu. Buna rağmen melekler vardı, dengeyi sağlayan melekler… Ve içlerinden bir tanesi, Azrail, en güzel güce sahipti: Can almak. Bu yüzden kendisine bu adı vermişti genç adam. İstediği tek şey can almaktı. Suçlu insanları, var olduğuna ancak inanabildiği cehenneme göndermekti amacı. İstediği tek şey, dünyada Tanrı’nın bozulmasına izin verdiği düzeni yeniden sağlamaktı ve bunu hiç kimsenin anlayamamasına şaşırıyordu. O, bu tür didaktik din hikayeleriyle büyümüştü oysa. Lakin nedense Jayce son zamanlarda korktuğunu hissediyordu. Anılarının onu bu…