1. BÖLÜM: ZİFİRİ KARANLIKTA
Yazar: Lea

( Jayce Montgomery ) ═ GECENİN KANATLARI ═ BİRİNCİ BÖLÜM ❝ ZİFİRİ KARANLIKTA ❞ Aralık 2017 | Manhattan, New York. Gecenin zifiri karanlığında, soğuk havayı delip geçen ve gökyüzünde bir buhar oluşturan sıcak nefesini vererek elleri siyah kapüşonlusunun ceplerinde bir şekilde bekleyen biri vardı. Baştan aşağı siyaha bürünmüştü, gecenin karanlığında kamufle oluyordu böylece: Siyah bir kot pantolon, siyah ve deri eldivenler, siyah bir kapüşonlu... Fakat tüm bu siyahlığa tezat oluşturacak şekilde yüzünde, gözleri dışında yüzünü tamamen gizleyen beyaz bir maske vardı. Azrail’di o . New York’un ünlü seri katili. NYPD tarafından aranan, ününü tüm şehre salmış, Delirium ’un yöneticisi ve yeraltı dünyasının kralı olan, soğukkanlı bir katil. Bekliyordu. Kurbanının bardan çıkmasını bekliyor, onu öldürmek için dakikaları sayıyordu. Azrail’in hesabına aktarılan parayı gördükten sonra kurbanı hakkında araştırma yapmıştı, adamın nasıl biri olduğunu ve nerelerde neler yaptığını biliyordu. Corey Fall, New York’ta bir şirketin müdürlerinden biri olma yolundaydı. Corey’nin ölmesini isteyen ve Azrail’e Delirium web sitesinden ulaşan kişi ise Damien Rivers, aynı şirkette Corey’nin bir rakibiydi. Şirketin CEO’su, Corey’e daha çok güveniyor olmalıydı ki Damien onun ölmesini istiyordu sırf onun yerine geçebilmek için. Kıskançlık , diye düşündü Azrail. Güldü bu düşünceye. Kıskançlık, birilerinin ölmesine sebep olabiliyordu. Ne tuhaf ve acınasıydı! İnsanların bir şeyler elde etmek için bu kadar aciz olmalarına anlam veremiyordu. Fakat her şey bununla sınırlı kalmıyordu. Öldürülmesi gereken kişiyi Azrail’e ulaşanlar seçmiyordu aslına bakarsanız. Tam tersine Azrail, teklif edilen kişileri araştırarak onların gerçekten suçlu olup olmadıklarını kontrol ediyor ve kimin öleceğine karar veriyordu. Müşterisinin istediği kişinin suçlu olduğuna kanaat getirirse paranın hakkını vererek onu öldürüyordu. Ancak tam tersinin olduğu zamanlar da olmuyor değildi. Kıskançlık veya başka herhangi bir acınası duygu tarafından ele geçirilen müşterilerin sebepsiz yere Azrail’i tutması da müşterilerin ölümlerine neden oluyordu. Denge , diye düşündü bu kez. Dengeyi severdi. Suçlular ölmeliydi fakat masumlar yaşamayı hak ediyordu. Bir başkasının haksız yere ölmesini isteyenler ise suçlu kategorisine giriyordu Azrail’in gözünde. Masum ve suçlu dengesini sağlamalıydı. Bu durumda şirketten para çalarak şirketin hesap faturasına olması gerekenden binlerce dolar daha eksik bir fiyatın yansımasını sağlayan Corey Fall, bir suçludan başkası değildi. Ölmeliydi. Birkaç metre ilerisindeki barın çıkış kapısını görebilmek için güvenlik kameralarından ve sokak ışıklarından uzakta bir yerde bekliyordu onu. Kurbanını bir süre izlemişti, biliyordu ki Corey Fall her akşam aynı saatte aynı bara gidiyor ve saat 10 sularında bardan çıkarak bu ara sokağa sapıyordu. Belli ki adam yürüyüş yapmayı seviyordu zira bara yürüyerek geliyor ve bardan çıktıktan sonra da yürümeye devam ediyordu. Bu, onun son yürüyüşü olacaktı. Azrail’in dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu. Gecenin karanlığında ışıl ışıl parlayan bir tabelaya sahip olan barın çıkış kapısından birkaç genç adam sarhoş bir şekilde çıktı. Gülüşerek ayrıldılar. Onlardan birkaç dakika sonra kurbanını buldu Azrail’in parlak ela renkteki gözleri. Adamın buraya doğru gelmesini bekledi. Adım sesleri... Saatin tik takları gibiydi. Pat, pat, pat... Adam, kış mevsiminde soğuktan donmamak için bir çift bot giymiş olmalıydı. Botların soğuk zemine çarparken çıkardığı sesler kulak tırmalıyordu. Son yürüyüşü... Azrail’in maskesinin ardından asla görünmeyen dudakları bir kez daha yukarı doğru kıvrıldı. Neredeyse yanına ulaşmış olan adama doğru atıldı ve onun önüne geçti. Adam, yürürken bir anda karşısına çıkan ve karanlıkta kim olduğunu anlayamadığı kişiyi gördüğünde kaşlarını çattı. “Sen de kimsin?” diyerek gözlerini dikti beyaz maskeye. “ Azrail’in, ” diye tehditkâr bir ses duydu adam; susturucu takılı silahtan çıkıp göğsüne, tam da kalbine denk gelen kurşu…