20. BÖLÜM: AVA GİDEN AVLANIR
Yazar: Lea

( Lucifer ve Valerie Wilson ) ═ GECENİN KANATLARI ═ YİRMİNCİ BÖLÜM ❝ AVA GİDEN AVLANIR ❞ Ocak 2018 | Manhattan, New York. Zifiri karanlık… Her yer zifiri karanlıktı. Karanlığı delip geçerek yolu aydınlatan tek şey, arabasının farlarıydı ve bu da genç kadının daha çok gerilmesine neden oluyordu. Şehirden oldukça uzaklaşmıştı. Bilinmezliğe doğru yol aldığının farkındaydı. Bir ormanın derinliklerine giriyor gibiydi. Etrafta hiçbir şey görünmüyordu ama bu kadar karanlık ve balta girmeyen ormanlar kadar bilinmez bir yerde her şeyin gizlenebileceğini düşünüyordu. Vahşi hayvanlar ya da… Katiller? Jayce’in böyle bir yerde ne yaptığını merak ediyordu. Adam, karanlık sırrını böyle bir yerde gizliyorsa gerçekten de bir suçlu olabilir miydi? Valerie aniden ürperdi. Adamın ne sakladığını bulmak istediğinden artık emin değildi çünkü yanında silahı da olsa, kendisi bir dedektif de olsa kendisini böyle bir yerde güvende hissetmiyordu. Ona, bebeğini kaybettiği çarpışmayı hatırlatıyordu. O şerefsiz herif de böyle bir yerde gizlenmişti. Hedefine vardığını belirten bir ses geldi telefonundan. Kaşlarını çattı Valerie. Eğilerek önce sol tarafındaki camdan, sonra da ön camdan baktı geldiği yere. Arabasının aydınlattığı yerde, karanlığın içerisinde kaybolmuş eski bir depo görünüyordu. Hiçliğin ortasında gibiydi, etrafında hiçbir şey yoktu. Ancak arabasını durdurduğu yerde siyah bir araba vardı. Bu… Jayce’in kullandığı araba mıydı yoksa? Derin bir nefes aldı. “Pekâlâ,” dedi kendisini telkin etme çabasıyla. “Buraya kadar geldin. Artık geri dönemezsin. Bitir şu işi.” Arabanın kapısını yavaşça, gözleri binaya sabitlenmişken açtı. Arabadan inip botlarını toprak zemine bastığında zeminin neden beton olmadığını beyninin sadece küçük bir bölümü sorguluyordu, geri kalanı ise karşısındaki binanın içinde ne olabileceğini düşünüyordu. Jayce ya da bu arabayı kullanan her kimse, içeride ne yapıyor olabilirdi? Belki de adam içeride bile değildi, belki arabayı buraya bırakmış ve bir şekilde ortadan kaybolmuştu. İçeride çürümüş tahtalardan ve oraya yuva yapmış farelerden başka hiçbir şey yoktu belki de. Valerie bunun düşük bir olasılık olduğunu biliyordu ama içeride gerçekten ne olduğunu, Jayce’in gerçekten suçlu olup olmadığını birazdan öğrenecekti. Üzerindeki eşyaları kontrol etti. Ceketinin cebinde telefonu, olur da adamı tutuklayabilme cesaretini gösterirse diye pantolonunun kemerinde kelepçeler, bir elinde tabancası, bir elinde de el feneri vardı. Arabanın kapısını kapattı ve derin bir nefes daha aldı. Elinde tuttuğu el fenerinin aydınlattığı yola adım attı. Önce siyah arabayı kontrol etti. El fenerini plakaya tutarak plakaya bakmak istedi ama arabada plaka yoktu. Bu, arabayı kullanan her kimse gerçekten bir suçlu olabileceğine dair bir işaret olabilir miydi? Nefesini tuttu. Feneri arabanın içine tutarak arabayı incelemek istemişti ama bu kez de ona arabanın camlarındaki filmler engel oldu. Filmler, arabanın içini görmesine izin vermiyordu. Bir umut, arabanın kilitli olmaması ihtimaliyle arabayı açmayı deneme düşüncesinden elini son anda, arabanın sürücü koltuğunun kapı koluna koyduğunda vazgeçti. Arabanın alarmı olabilirdi ve alarmı tetiklediğinde binada olması muhtemel adamın da dikkatini çekerdi. Arabayı inceleyebilme fırsatını geri çevirmek zorundaydı. Arabanın zaten kilitli olduğu düşüncesiyle kendisini avutarak yolunu değiştirdi ve gerisingeri yürüyerek depoya doğru ilerledi. Depo öyle karanlık ve izbe bir yerdeydi ki kendi gölgenizden ve kendi çıkardığınız sesten bile korkabilirdiniz burada. Valerie toprak yolda sert ama olabildiğince yavaş ve sessiz adımlarla ilerlerken kalbinin ritmini duyabiliyordu. Korkuyordu. El fenerinin aydınlattığı yoldaki ayaklarının gölgesi dışında arkasında bir şeyin gölgesini görecek, kendi nefesi dışında bir nefesin boynunu yaladığını hissedecek, adam onu o daha adama ulaşamadan bulacak diye korkuyordu. Oraya doğru adımladıkça muhtemel bir suçluya doğru ilerlediği gerçeğini daha çok hissediyor, bu gerçekle midesinde bulunan…