11. BÖLÜM: KONTROL KİMİN ELİNDE?
Yazar: Lea

( Jayce Montgomery ) ═ GECENİN KANATLARI ═ ON BİRİNCİ BÖLÜM ❝ KONTROL KİMİN ELİNDE? ❞ Ocak 2018 | Manhattan, New York. Anılar, hatırlandığında o eski günlerin duygularıyla insanı sarmalayan şeylerdi. Her insana göre farklı işlevi olabilirdi anıların. Bir yakınını kaybetmiş birine acı verirdi anılar, bazılarına pişmanlık ve bazılarına da mutluluk... Jayce Montgomery’ye ise kesinlikle acı veriyordu. Çok keskin bir acıydı bu; zihnine öfke sinyallerini yollayan, damağında kesif bir tat bırakan, kalbine burukluk ve bedenine yorgunluk yayan... Hayatının bir cehenneme çevrildiği zamanların başlangıcını, canavarıyla tanışmasını hatırladığında hissettikleri kesinlikle bunlardı. Yeni kurbanını zorunlu bir şekilde Lucifer’ın eline bıraktıktan sonra hiçliğin ortasında bir yerde, zihninde dönüp dolaşan keskin hatıralarla uyanmıştı. Zihninde yaşamaya devam eden canavarın varlığını görmezden gelebilmeyi öğrenmişti ama özgürlükle dolu sekiz yıla rağmen onun hatıralarının kendisinde uyandırdığı dehşet verici duygulardan ve bu duyguların etkilerinden kurtulmayı bir türlü becerememişti. Lucifer, onun bu hatıralardan etkilendiğini bildiği için onu hatıralarla ve canavarının şeytani yüzüyle baş başa bırakmış olmalıydı. Sikik herif , diye düşünmüştü gecenin karanlığında hatıralarının karanlık yönlerinden sıyrılmayı başardığında. Asıl canavar ve asıl şeytan kimdi, Montague mu yoksa Lucifer mı; bazen gerçekten çözemiyordu. Hiçliğin ortasından çıkıp zifiri karanlık yollarda araba sürerek evine vardığında zihni bitkindi. Bununla birlikte bedeni de ağırlaşmış, zihninin bu yükünü daha fazla kaldıramamıştı. Toz topraktan ve kandan arınmak üzere duşa girdiği ânda tüm bunlara dayanamadan yere çökmüştü. Musluktan akan soğuk su, onun yere çökmüş bedenindeki kirleri arındırırken zihnine müdahalede bulunamamıştı ne yazık ki. Keşke su, bedenindeki kirleri arındırdığı gibi zihnindeki tüm karanlığı söküp alabilse ve zihnindeki iki canavarı da yok edebilseydi! İnsanlara gösterdiği başarılı bir psikolog ve çapkın bir genç adam rolünün aksine aslında ne kadar boktan bir adam olduğunu düşünüyordu bazen. Sadece iyi bir psikolog olabilmeyi diliyordu o ânlarda. Saf iyilikle dolup taşan bir aziz olmayı hiçbir zaman istememişti ama çoğu insan gibi gerçekten normal olabilmeyi, ziyadesiyle iyi bir insan olabilmeyi diliyordu. Ailesi Alan Montague tarafından öldürülmeseydi ve kendisi o canavar tarafından kaçırılmasaydı -pardon, evlat edinilmeseydi - düşündüğü kadar iyi biri olabilir miydi? Yine Columbia Üniversitesini kazanabilecek kadar başarılı bir öğrenci olabilir miydi? Henüz beş yaşındayken bir çocuğun hiçbir şekilde dokunulmaması gereken psikolojisi berbatlaşmaya başlamasaydı şayet, bir psikolog olmayı yine ister ve iyi bir psikolog olmayı başarabilir miydi? Soğuk su altında titremeye başlamış olan bedenindeki bu titremeyi algılayamadan sadece bunları düşünüyordu. Bu tarz, geçmişe yönelik öfkeye ve tarihi değiştirebilme çabasına bağlı olan düşünceleri pek sık olmazdı. Doğrusu, canavarın korkunçluğuyla kaplı anıları da pek sık uğramazdı zihnine. Uzun zaman sonra ilk kez kendisini bu kadar aciz, bu kadar berbat bir adammış gibi hissediyordu ve bunda zihninin bilinç kısmına getirilen anılarının payının büyük olduğunu düşünüyordu. Çocukluğunun ilk yıllarından itibaren cehenneme doğru inmeye başladığı yolculuğun başlangıcını hatırlamamış olsaydı böyle hissetmesi için herhangi bir sebebi olmazdı o gece. Sekiz yıllık özgürlüğünün sadece çok az bir kısmını böyle hissederek ve böyle düşünerek geçirmişti. Neden bunu düşünsündü ki? Cehennemin dibindeyken kendisinden çalınan çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği on üç yılın ardından gerçek benliğine nihayet kavuşmuştu sekiz yıl önce. Gerçek ismini, zihnine kazıyarak yeniden elde etmişti. Özgürlüğünü de yıllar içerisinde zihninde büyüttüğü karanlığın kurbanlarından oluşan cesetlere basa basa çıktığı merdivenlerle yeniden inşa etmişti. O, Alan Montague’nun oyuncağı olan James Montague değildi artık. Manhattan’da bulunan insanların yarı…