6. Kan
Yazar: Nuray

Düğün henüz bitmemişti. Daha doğrusu bitmek bilmiyordu! Oturduğum masanın arkasında rahatsızca kımıldandım. Çok fazla ses ve gürültü vardı. Sanki onların düğünüymüş gibi enerjik ve sevinçliydiler. Sadece bir kısım vardı ki fazlasıyla sessiz şekilde oturuyorlardı. Onlarda yüksek mevkiiye sahib olan vampir adaylardı. Rütbeleri gereği, serbest ve rahat davranmıyorlardı. Onlarla tanışmıştım. Lucien ile beraber yanlarına gitmek zorunda kalmıştım. Ne kadar rahat davranmasalarda, çok konuşuyorlardı. Bir ara bayılıp kalacağımı bile zannetmiştim, neyse ki Lucien konuşmayı yarıda kesip bizi masamıza yönlendirmişti. Masamız... Bunu söylediğime inanamıyorum. Sıkıntı ile bir nefes verip bakışlarımı kalabalıktan çektim. Bitmesine ne kadar kalmıştı acaba? "Sıkıldın mı?" Sol tarafımdan gelmişti bu ses. Yani konuşan yine Lucien'di. Bir sen eksiktin. Yüzüme, yapmacık olduğu her hâlinden belli olan bir gülümseme yerleştirdim ve ona doğru döndüm. "Yok, çok eğlenceli." Yüzümdeki gülümsemeyi silip bu sefer somurtarak baktım yüzüne. Ama tabiki o benim aksimi yapmıştı. Ben surat asarken o hafifçe gülümsüyordu. Yalnız kaldığımız zamanlardaki kadar belirgin değildi ama yine de gülümsediği belliydi. Can sıkıcı herif. "Yüzünden belli, havalara uçacaksın." "Keşke uçsam." Bu sefer saklamadan daha içten bir şekilde güldü. "Yakalarım?" Tekrar göz devirdim. Onun bu kadar net konuşmaları yok mu, beni deli ediyordu. "Tâbi. Yakalarsın. Kim şüphe eder bundan." Önüme dönüp yine kalabalığa baktım. Dileğim susmasından yanaydı ama tabiki olmamıştı. Ben umursamazca gözlerimi etrafta gezdirirken onun yavaşça yüzüme doğru edildiğini hissettim. Lakin dönüp bakamadım. Ama bakışlarının üzerimde olduğunu çok net hissediyordum. Ardından Lucien derin bir nefes alıp alaycı bir sesle konuştu. Nefesi doğrudan boynuma vuruyordu. Kendimi tutamadan derin bir nefes aldım ve bu sefer burnuma dolan koku geçen seferki koku ile aynıydı. Nane kokusu. "Bu konuda kimse şüphe etmez zaten.Karımı korumam kadar doğal ne olabilir?" Evet malaseff ki artık gerçekten karısıydım. Of. Kafamı onun aksi istikametine çevirip elim ile karnına hafifçe darbe indirdim. "Az biraz uzaklaş. Ne bu yakınlık?" Etrafta çok fazla kişi vardı ve gelin damat olduğumuz için ana odak bizdik. Herkes yine bize bakacaktı ki bakıyordu zaten! Neyse ki Lucien çok sorgulamadan uzaklaştı benden. Onun uzaklaşması ile derin bir nefes aldım. O da uzaklaşmıştı, nane kokusuda. Garipti. İkimizde aynı anda önümüze döndük bu zaman beklenmedik şekilde neredeyse düğünün başından beri açılmayan büyük tahta kapı yavaşça açılmaya başladı. Tüm sesler, kapıdan gelen gıcırtı ile susmuştu. Artık tüm odak açılan kapıdaydı. Tabi ki benim de. Çünkü bildiğim kadarıyla düğün kapısı sadece iki kez açılırdı. Bir gelin ve damat gelirken, birde onlar çıkarken. Geciken misafirler arka kapıdan gelirdi. Peki ya bunlar kimdi de ön kapıdan gelmişti ve bu da yetmezmiş gibi kral buna izin vermişti? Hani gelenek bu yöndeydi? Kapı açıldığında ilk önce dört kişi görüş alanıma girdi. Koridor karanlık olduğu için yüzleri gözükmüyordu. Gözlerimi kısıp daha net görmeye çalıştım, bu zaman tam yanımda oturan Lucien'in elleri masanın üzerinde yumruk oldu. Bakışlarım bir o, birde kapı arasında gidip geliyordu. Neye sinirlenmişti? Ayrıca kapıda duran kişiler kimlerdi ve niye içeriye girmiyorlardı? "Gelen kim?" Dedi masalarda oturan biri. Sonunda biri bu soruyu sormuştu. Onun dillenmesi ile kralda ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledi sonra elini misafirlere doğru açtı. "Lysandra diyarından gelen misafirlerimize merhaba deyin." Pardon!? 𖤓 Sonrası tam bir kaostu... Misafirler duydukları diyar ile sinirle sandalyelerinden kalkmış ve itirazlarını belirtiyordu. Haklılardı. Düğünümden asla insan istemiyordum! Bu ne hadsizlikti böyle? Utanma yok muydu? Haber vermeden misafir diye aciz insanları topraklarımıza getirmişti. Aslında düşünülürse bu ilk değildi. O gece de gelmişlerdi ama ben başarısız kaçma planıma o kadar odaklanmıştım ki, başka hiç bir şey umrumda olmamıştı. Ama art…