5. Kan
Yazar: Nuray

"Gecekanlı." Dedi bir ses. Israrcı ve bir o kadarda zar zor çıkmıştı sesi. Bir kez daha bana seslendiğinde gözlerim ağır ağır açıldı. Etraf karanlıktı ve ben bu uçsuz bucaksız karanlıkta yatağımda yatıyordum. Burası neresiydi? Üzerimdeki uykulu hâli bir kenara bırakıp hızla doğruldum. Bakışlarım üzerime kaydı. Dün gece giydiğim düz bir siyah elbise vardı. Uyurken de çıkartmaya üşenip öyle uyumuştum. Yani bu demek oluyordu ki günümüzdeydim. Ya bir rüyaydı bu ya da bir gerçek. Ama kaldığım oda böyle değildi. Ayaklarımı yataktan sarkıtıp karanlık boş gözüken zemine bıraktım. Sertti. Bu yüzden vakit kaybetmeden direkt yataktan çıktım. Şimdi sıra sesin kaynağını bulmaktı. Ben bunu düşünürken arkamdan yine o ses geldi. "Gecekanlı." Nefessiz kalmış gibiydi. Hızla arkamı döndüğümde karşımda beklemediğim bir manzara vardı. Lucien Veyron. Üzerinde demir bir zırh vardı. Yüzü kanlar içindeydi, özellikle sol gözünde kan toplanmıştı. Ayrıca sadece bu da değildi, üzerindeki zırhı gümüşten kırmızıya dönmüştü ve elindeki demir kılıçtan kan damlıyordu. Bu kadar kan ona ait olamazdı. "Ne oluyor?" Dedim. Sesimi zorlukla çıkartmıştım. Şayet önümdeki manzara fazlasıyla korkutucuydu. Bir adım geri çekilip doğrudan yüzüne baktım. Gri gözleri hafifçe titriyordu. Benim bir adım arkaya gittiğimi görüp elindeki kılıcı yavaşça yere bırakmıştı. "Sana zarar vermem Gecekanlı'm" Burada ne haltlar oluyordu? Luicen niye böyle davranıyordu. Hiç bir şey anlamıyordum! "Ne oldu?" Dedim fısıltıyla. Bana bir açıklama yapması gerekiyordu. "Olmadı." Dedi ama o bana açıklama yapmak yerine. Neyden bahsediyordu? "Ne olmayacak?" Dedim bende. Bir an önce herşeyi anlatması gerekiyordu. Ben ne kadar konuşsun istiyorsam o da bir o kadar acı çektiği için susuyordu. Bana doğru bir adım atıp durdu. Yüzü acı ile kasılmıştı. Yaralanmış mıydı? Neresinden? Çok mu ağırdı durumu? "Barış olmayacak. İşe yaramadı." Barış? Üzerinde ki bu kanlar... İnsanlara mı aitti? Biz Lysandra diyarı ile savaş mı yapmıştık. Ne oluyor, ne oluyor? "Lucien, hiç bir şey anlamıyorum." Ona doğru bir adım attım. Aramızda neredeyse üç adımlık mesefa vardı. Lucien gözlerini benden çekmeden yorgunca omuzlarını düşürdü. Acı çekiyordu... Ve ben öylece duruyordum. Ama bu bir gerçek olmazdı. O yüzden merhamete ihtiyaç yoktu. Hatta bu konuşmalara bile,lakin gidemiyordum. Beni çeken bir şey vardı ve sonuna kada dinlememi istiyordu. "Sen neden gelin olarak seçildin zannediyorsun? Sende ki kan barış için gerekliydi. Ama olmadı Gecekanlı." Durdu ardından zorla gülümsedi. "Senin lakabın artık bu." Bu ikinci oluyordu. Daha öncede kanım hakkında bir şeyler gevelemişti ama ben bu hakta sormak yerine nedensizce bambaşka bir soru yönelttim. Takılmamam gereken yere takınmıştım. "Neden, lakabım bu?" "Çünkü sen huzur için getirildin ama yapamadım. Gece kanlı bitti. Huzur da son buldu. Kanlı geceler için sen artık Gecekanlı'sın." Ve ben daha cevap vermeden Lucien dizlerinin üzerine ağır ağır çöktü. Ağzından kanlar akarken ne yapacağımı bilmiyordum. Koşar adım ona ilerledim. Yere çöktüğümde Lucien yine gülümsedi. "Bu bana ilk gelişin..." İç çekerek elleri yanaklarımı kavradı. Geri çekilmem gerekiyordu lakin bunu istemiyordum. Son zamanlarını yaşıyor gibiydi ve hâlâ konuşmak için kendini zorluyordu. "Kısa bir süre birlikte olacağız Selene. Seni yalnız bırakacağım için şimdiden özür diliyorum. Beni unutma." Ve yine oldu. Elleri yüzümden iki yanına düşerken, konuşmadım o hızla karanlığa çekilirken tek yaptığım dizlerimin üzerinde kalıp gidişine bakmaktı. O gitti... Ama nereye? 𖤓 Kan ter içinde gözlerimi hızla açtım. Nefese nefese kalmıştım. Boynuma yapışan saçlarımı çekip yastığın üzerine bıraktım. O rüya da neyin nesiydi? Rüyaların anlamı olduğu söylenirdi, peki bundan ne anlam çıkarmam gerekiyordu? Her şey karmaşık hâl almaya başlamıştı. Kelimeleri zihnimde dönüp duruyordu aynı zamanda. Yüzünün aldığı hâl... Garipti. Kesinlikle çok garip bir rüyaydı. Ben odamın siyah duvarlarına dalıp giderken kapı nazik bir şekilde çalınmıştı. Der…