3. Kan
Yazar: Nuray

𖤓 At arabası sallanarak durduğunda sol yanımdaki küçük kapı açıldı. Eteklerimi bir elime toplayıp yavaşça arabadan indim. Benim ardımdan ise Lucien inmişti. Onun inişi ile arabanın ağırlığı bir tarafa toplanmış ardından serbest kalarak eski vaziyetine dönmüştü. Yol boyu ne o konuşmuştu nede ben, bir birimizin yüzüne bile bakmamıştık. Neyse ki yol çok uzun sürmemişti de erken bitmişti bu sessiz işkence. Şimdi ise meydanın tam ortasında yan yana duruyorduk. Saat neredeyse beşe geliyordu ve bu insanların meydanda en yoğun olduğu saatti. Şaşırtıcı değildir ki bu günde öyleydi ve toplaşan her kes işini gücünü bırakıp bizim olduğumuz tarafa bakıyordu. Yanlış anlaşılmasın bana değil Lucien'e bakıyorlardı. Müstakbel kocamı kaçırmak isteyen olursa yardım ederim... Boğazımı temizleme ihtiyacı hissettiğimde elimi hafifçe boğazıma bastırdım. Ve bu hareketim ile tüm bakışlar bana dönmüştü. Nasıl ve neden olduğunu anlamadan yüzden fazla gözün bana dönmesini sağlamıştım. Kendimi çırılçıplak hissetmeme sebep olan bu rahatsız edici gözlerle elimi boğazımdan çektim. Dikkatimi başka yöne çevirmek istiyordum bu yüzden kafamı yana çevirdim. Altı keşiş duruyordu ama onlarında beni izlemesi hiç yardımcı olmuyordu. Tekrar önüme dönüyordum ki elimde hissettiğim soğuklukla anında bakışlarımı elime döndürdüm. Bu soğukluğun kaynağı Lucien'di. Lucien'in elleri! Neden benim ellerimi tutuyordu...?!! Gözlerim sonuna kadar açılırken Lucien rahatça önüne bakıyordu. Nasıl bu kadar sakin kala biliyordu?! "Çek elini!" Diye sadece onun duya bileceği şekilde sitem ettim ama o elimi bırakmak yerine daha da sıkı kavramıştı. Tanrı aşkına! "Sevgili karım, gelinlik seçmeye gidelim." Sesi benimkinden daha gür çıkmıştı. Onun bu kelimeleri ile ben yutkunurken meydanda duran herkesten aa, ne, nasıl diye nidalar dökülüyordu. Bencede aaa... "Elini çekersen gideceğim." Sesim az önceki gibi çıkmıştı. Gri bakışları bana döndüğünde bir kez daha yutkundum. Boğazım kurmuştu sadece o kadar. "Biraz daha burada beklersen karıcığım, eve geç dönmek zorunda kalacağız." Yüzünde sahte ve alaycı gülümseme belirirken öne doğru bir adım daha attı. Elimi o kadar sıkı tutuyordu ki mecbur bende ona ayak uydurmak zorunda kalmıştım. Ve böylece gelinlikçiye doğru yürümeye başladık. Ben sinirle önüme bakarken o hâlâ sakindi. Arkamızda duran altı keşişte bizimle hareket ediyordu. "Elimi tutmana gerek yoktu." Soğuk bakışları tekrar bana döndüğünde bu sefer o hafifçe kaşlarını çattı. "Elini tutmam niye bu kadar rahatsız etti seni?" Dedi mesafeli bir sesle. "Çünkü soğuklar!" Ne... Ben... Az önce ne söyledim? Ne alaka?! Kafamı yerden yere vurmak istiyordum şu an. Rahatsız olduğumu söyleyebilirdim! Soğuklar da neydi? Öf. Ben söylediklerimin utancı ile başımı yere eğerken Lucien'den bir kıkırtı yükseldi. Tâbi gülerdi! Saçmalayan o değildi ki. Derin bir nefes alıp utancımı bastırmaya çalıştım. Sorun yoktu. Çok ta batırmamıştım. Ayrıca umurunda da değildi. Zaten kısa süre sonra ondan tamamen uzak olacaktım. Kendimi böylece teselli ederek yüzlerle gelinliğin olduğu mağazaya girdik. Siyah, kırmızı,bordo,gri her türlü gelinlik mevcuttu ve fazlasıyla güzellerdi. Lucien kapıdan girdiğimiz gibi elini elimden çekmiş ve bir adım arkamda durmuştu. Sanırım şimdi gelinlik deneme zamanıydı... 𖤓 On dördüncü gelinliğimi deniyordum. Bu sefer ki bordo bir gelinlikti. Üzerinde siyah bir tül vardı. Çok uzun ve güzeldi. Öncekiler gibi değildi. Üzerime tam oturmuştu ve gerçekten sevmiştim. Evet evlenmeyecektim ama zevkime göre gelinlik seçiyordum. Başta rasgele bir gelinlik seçip saraya geri dönmeyi düşünmüştüm lakin daha sonra o saraya bu kadar erken geri dönmek istemediğimi hissetmiş ve gerçekten severek evlensem ne tür gelinlik seçerim diye düşünüp bu işe ciddi yanaşmıştım. Lucien ise kabinden her çıktığımda üzerimdeki gelinliğe bakıyor ama fikir bildirmek yerine benim sevip sevmediğimi soruyordu. Bende sevmediğimi söylüyor tekrar kabine giriyordum. Ama sanırım şimdi kabine geri girmeme gerek kalmayacaktı. Üzerimdeki elbi…