BİRİNCİ BÖLÜM - AVUÇLARINDA KAPANA KISILMIŞ
Yazar: Sıla Balaban

Unutma. Günahkar babalarının bedelini masum çocukları öder. Unutma. Günahkar babalarının bedelini masum çocukları öder. Rüzgar son şiddetiyle estiğinde üzerimdeki hırkaya daha da sarıldım.Aralık ayının ortasındaydık, havalar İstanbul'da feci derecede soğuktu.Ba şımı kaldırdım ve gözlerimi gökten kubbeye diktim.Gri yağmur bulutları gökyüzünü sarmıştı.Yağmur geliyordu. Yağmur . Böyle havaları sevmiyordum, içimi sıkıyordu.Sanki bir nedeni varmış gibi hissediyor ama bulamıyordum.Can sıkıntısıyla bir nefes alıp verdim ve arkamda uzanan görkemli malikaneye baktım. İki katlı bir malikaneydi.Kahverengindeki dış kaplamasında gözlerimi gezdirdim.Buraya yuva demeyi çok isterdim ancak bizim yuvamız bozulalı çok oluyordu."Neyse."diye mırıldandım. Kafamı meşgul edecek,bedenimi yoracak,kendimi oyalayacak bir şeye ihtiyacım vardı.Bu yüzden bir süredir çiçeklerin genel bakımını benim yapmam konusunda bahçıvanımıza ısrar etmiştim.Babamdan çekindiği için defalarca emin olup olmadığımı sordu.Babam evdeki çalışanlarımıza karşın asla saygısızlık yapmaz, değerlerini bilirdi ancak yine de sert görünüşünden korkmalarını anlıyordum.Bir sorun çıkmayacağının garantisi vererek ikna etmiştim bahçıvanımızı.Şimdi karşımda duran siklamenlerle bakışıyordum.Bir süredir bu kızlarla ben ilgileniyor, bir anne edasıyla, çocuğummuyşcasına özen gösteriyordum. Anne. Eğildim ve önce çiçeklerimin toprağına dokundum.Toprağı annemmişcesine sevdim,okşadım.Avuçlarımın arasına alıp burnuma götürdüm.Toprak kokusunu içime çektim,ciğerlerime hapsettim.Siklamenler aşkın ve bağlılığın en saf halini temsil ederken bir yandan da hüzünlü bir hatırayı canlandırıyorlardı.Dengeli ve özel bir ilgi isterler,çok fazla su ve sıcaktan hoşlanmazlardı.Kalp şeklindeki yapraklarının boynu benim gibi büküktü.Belki onlar da benim gibi öksüzdü.Annemin hatırasına sahip çıkmak için özellikle bu çiçekleri istemiştim.Anlamı beni içimdeki yaralı bir yerden yakalayıp,sızlatmıştı o yaramı.Kalp şeklindeki beyaz renkli yapraklarına dokundum usul usul.Fısıldadım onlara, sadece ikimize ait bir sır olmasını ister gibi.Aralık ayının çiçekleri.Aralık ayımın çiçekleri.Anneciğimin çiçekleri.Sıkıntıyla bir nefes alıp daha verdim.Çok içim sıkılıyordu,çok bunalıyordum.Burada, bu koca malikanede belki her şeyim maddi olarak vardı ancak eksik maneviyatımın bir zerresini dahi satın alamazlardı.Sonuçta yığınla para da koysan ölüleri mezardan çıkaramıyordun.Bir kalp verip nefes almalarını sağlayamıyordun.Ölüm bir gerçek, farkındayım ancak bu çok acı verici olduğunu ve kalbimi koca bir taşla ezip paramparça ettiği gerçeğini değiştirmiyor.Düşüncelerim içinde boğulmuşken evdeki çalışanlardan Hale'nin sesini duymamla başımı arkama,ona çevirdim. "Zümra Hanım, babanız sizi çalışma odasında bekliyor." Kim bilir babam beni ne için çağırıyordu yine. "Tamamdır Hale, şimdi geliyorum." Çiçeklerime bir öpücük gönderdim ve yine geleceğimi söyleyerek veda ettim.Ardından çömeldiğim yerden kalktım ve üstümü silkeledim.Hırkamla göğsümün önünü kapatıp kollarımı karnımda kavuştururken malikaneye ilerlemeye başladım. Rüzgar hala şiddetli bir biçimde esmeye devam ediyordu.Anlaşılan yakın zamanda fırtına gelecekti. İ-Ana kapıdan içeri girdim ve koridor boyunca ilerledim.Kapının kulpunu kavramadan önce kapıyı tıklattım ve sakin bir nefes alıp açtım.Babam telefonla konuşuyordu, göz göze geldik. Parmağıyla bir dakika anlamında bir işaret yapıp arkasını döndü ve telefonda konuşmaya devam etti.Büyük ihtimalle şirket meselelerinden biriydi.Açıkcası ilgilenmiyordum. Kafa sıkan işlerdi.Çalışma masasının önünde duran tekli koltuklardan birine yerleştim ve bekledim.Bir iki dakika içerisinde konuşması bittiğinde sandalyesine oturdu ve "Zümra, ne yapıyordun?" "Bahçedeydim baba." dedim. Annemin çiçekleriyle ilgilendiğimi anladı.Onu çok özlediğimi biliyordu.Herkes biliyordu. "Anladım." dedi başını sallarken ve devam etti. "Akşam Yavuz Doğan ve oğlu Miraç bize yemeğe gelecekler.Haber vermek istedim, ona göre hazırlanırsın." "Şu yaptığınız son anlaşmanın ort…