1.Bölüm
Yazar: •°Lunaris°•

🕯️1.Bölüm🕯️ “Kimse görmüyor, kimse bilmiyor ruhunda acıdığını ve ölmeden kaybolabileceğini .” 🎭🎭🎭 Kaçışın başlangıcı Güç, bir silah değildi. Güç ne miydi? Zihnindeki karabulut misali düşüncelere ve sırtındaki hançerlere üstüne birde her saniye dolu olan gözlerle yaşayabilmekti. Ben onu dahi yapamazdım. Aynadaki bedenime baktım. Siyah kısa elbisem bedenimi sarıyordu. Uzun, uçları kızıl olan siyah saçlarım belime süzülüyordu onları bağlamamıştım saçımın her bir teli benim aksime özgürdü. -“Caroline hanım, araç sizi bekliyor.” diyerek bana seslenen hizmetliye cevap vermedim. Topuklarımın üzerinde dönerek kapıya yöneldim. Kapıyı yavaşça açıp kapının yanında dikilen ancak bana asla bakmayan hizmetlide gözlerimi gezdirdim. Onlar bir robottu. Richard Caruso’nun robotu. -“Bana ne yapacağımı söylemek seni ilgilendimez.”diyerek sert ve net bir dille konuştum. Yüzüme bakmadı ya da bana cevap vermedi. Her zamanki gibi. Bu evde bir varisseniz tektiniz. Ve yapacağınız her davranışın bir karşılığı olurdu. Sırtımdaki sızı ve omuzlarımdaki yük gibi. Koridor da yürümeye başladım. Küçük bir çocukken silahlara özenirdim. Bu benim için güç demekti. Ancak şuan elimdeki silaha ve emrimdeki onca adama rağmen en güçsüz kişi bendim. Belki de bu yüzden yalnız olmaya mahkum biriydim ya da bu kadar muhtaç olan ancak bunu saklamak zorunda olan. Görünmez biri gibiydim. Çünkü ben direnişin ruhu değil, kaybedişin temsiliydim. Ve hayat kaybedenleri sevmezdi. 3 katlı bu evde zihnimin duvarlarındaki her fısıltı bana aitti. Bu evin duvarlarındaki yankıların hepsi her düşünce ise Caruso’ ya aitti. Ve sizi istediği gibi yöneten, kendi robotunu oluşturan bir kişiliğine. Merdivenlerden inerken robot diyerek bahsettiğim robotlardan hiçbir farkım yoktu benim. Ben de bir robottum. Ancak bugün ne olursa olsun bir günlüğüne deneyecektim. Özgürlüğü. Ve kendim olmayı. Alt kata vardığımda asansörün kapısının önünde dikilen robota ilerledim. Gözleri ona doğru yürümeme rağmen bana dönmedi. Sabit gözleri ardımdaki duvardaydı. Tam karşısında durdum. -“Çantamı yukarıda unuttum getir onu.” dediğimde ne kafa salladı ne de cevap verdi direk olarak dediğimi yapmak adına geldiğim yöne doğru yürüdü. Ona insan değilmiş gibi davranıyordum. Bana öğretileni yapıyordum. Terleyen avuç içimi elbiseme sildim. Tik tak tik tak… Süre başlamıştı. Topuk sesimi azaltmak adına hafifçe süzülerek balkonun olduğu koridora girdim. Parmaklarım elimdeki telefonu sıkıyordu. Kalbimin kulağımda attığını hissediyordum. Yüzüme ateş sıçramıştı. Dişlerim dudaklarımı esir alırken balkon kapısının karşısında durdum. Bir adım. Bir hareket. Ve kısa süreli özgür Caroline. Boş olan ve titrediğini kapı koluna uzatırken fark ettiğim elim yavaşça kapı kolunu kavradı. Gözlerim bir saniye içinde kapandı ve açıldı. Yapabilirdim. Elim vazgeçmekten korkarcasına hızla kapı kolunu indirdiğinde kendimi balkona atıp sırtımı duvara verdim. Başımı hafifçe uzatıp arka bahçede duran korumalara baktım. Arkaları dönük üzerlerindeki takım elbiselerle öylece dikiliyorlardı. Geriye geldim. Sırtımı duvara verip, eğildim ve ay ışığının aydınlığından kaçarak karanlığa gizlendim. Aldığım derin nefeslerle titreyen elimle sıkıca kavradığım telefonumu açtım. Ekran bulanık görünüyordu. Zorlukla kaydettiğim çığlık sesi açmak için uygulamaya girdim. Bulunduğum katta bir odaya hoparlör koyup, kapısını kilitlemiştim. Son kez diledim. Geceye. Ay’a. Ve özgürlüğe. Korkuydu beni bunca zaman koruyan ve yine korkuydu beni bunu yapmaya iten. Bu hayatta bir kez bile kendi istediğimi yapamadan ölmek korkusuydu bunu yaptıran. Ve küçük bir çocuğun parmağı bastı oynat tuşuna. Bir ses. Bir yankı. Kendi sesim kulağımı yırtan çaresiz bir bebeğin ağlaması gibi geldi kulağıma. Saniyeler sonra koşuşturma sesleri. Titreyen bacaklarımla güçlükle doğruldum. Başımı hafifçe çıkarttım duvarın ardından korumalar yoktu. Hızla bir bacağımı korkuluklardan attım. Ellerim sıkı sıkıya korkulukları tutarken öbür ayağımı da attığımda aşağıdaki garajın çatısına sarkıyordum. Elle…