Bölüm 2: Çocukluk Arkadaşı
Yazar: Esooess

Bölüm Şarkısı: Erkin Koray – Çöpçüler Kalbim küt küt atarken bayılacağımı düşündüm bir an. Biraz ilerde gördüğüm o adam azda olsa beni rahatlatmıştı. En azından beni kaçırmak için gelen adamlardan iyidir. Kendisi ile pek anlaşamasakta şu durumda beni kurtarabilecek tek kişi o olduğu için ona güvenmem gerekiyordu. Arabama aslında ulaşmıştım ama o anda silah patladığı için ne yapacağımı şaşırmıştım. Onları umursamadan hemen arabama bindim ama arabayı çalıştıramadım çünkü arabanın anahtarı şu an çantamda ve kaçarken çantamı düşürmüştüm. Hayatımın en şanssız gününü yaşıyorum herhalde. Ne yapacağımı bilemeyerek arabanın içinde beklemeye devam ettim. Kafamı pencereye çevirdim ve ona baktım. Adamları, beni kaçırmaya çalışan adamları tutmuş dövüyorlardı. Tam o sırada kafasını bana doğru çevirdi ve göz göze geldik. Ardından göz temasını bozmadan bana doğru yürümeye başladı bende direkt arabadan inip ona doğru yürümeye başladım. Ona yaklaştığımda: “Teşekkür ederim.” Dedim. “Bu adamlar ne sebeple senin peşinde?” “ Bilsem neden evimden çıkayım ya da bu şehirde kalmaya devam edeyim? Ayrıca sen beni mi takip ediyorsun, benim burada olduğumu nereden biliyorsun?” “Evet,” söylediği kelimeyle tabiri caizse mal gibi adama baktım. Ciddi miydi şu an? Umarım dalga geçiyordur. “Tamam da neden?” Kızım sen çok safsın ‘Tamam da neden?’ ne demekk? Off çıldıracağım. “ Şu an olmaz.” Ne? “ Nedenmiş? Hem takip ediyorsun hem de sebebini öğrenmek istiyorum ama sen ‘Şu an olmaz’ diyorsun, nasıl bi’ mantık bu?” Aferin kızım go!! “...” Böyle kalırsın işte ama cevap almak lazım konuşur musun acaba? “Söyleyecek misin artık?” “Söyler misin?” Artık patlama raddesine gelmiştim sağ olsun. Tam bağıracakken cevap verdi: “ Seni tanıdığım birine benzetiyordum çünkü. İçin rahatladı mı bari?” dediğinde tip tip bakmaya devam ettim. “ Ne bakıyorsun öyle?” demesini bekliyordum ama öyle bir şey olmadı tabii. Odunluğundan da hiç ödün vermiyor maalesef ki. “Şimdi seninle açık konuşmam gerek. Gel bi’ kafeye geçip oturalım orada konuşuruz.” Söyleyeceğim şeyi umursamadan kolumdan tutuğu gibi arabaya bindirdi ve karşıma geçti.Araba baya büyüktü ve arabanın içine krem rengi hakimdi. Karşılıklı koltuklar vardı ve şu an karşılıklı oturuyorduk. Arabayı incelemem çok kısa sürmüştü çünkü inceleyecek başka şeyler vardı beyefendimizin yüzü gibi şeyler. Yüzünü inceleme fırsatını sonunda bulmuştum. Kahverengi gözleri o kadar koyuydu ki biraz daha koyu olsa siyah derdim. Kirpikleri de normale göre tabii bana göre gereğinden fazla uzundu ve bu çok hoş görünüyordu. Keskin bakışları yüzünü olduğundan daha sert gösteriyordu. Dudakları haddinden fazla dolgundu ve burnu biraz keskin uçlu, azıcık da kemerliydi. Saçları da kumral ve düzdü yani böyle fazlaca, kabarık saç yoktu.Tabii ki çok yakışıklıydı taş çatlasın 28 yaşındaydı. 30 yaşındaysa eğer asla göstermiyordu. Vücuduna bakmamak daha iyiydi açıkçası, kocaman vücudu ve kolları arasında olsam boğulurdum herhalde. Pazularını azıcık sıksa gömlek şak diye yırtılacaktı sanki. Gömlekten görünen kasları da bir hayli fazlaydı, gömlek vücudunu çok güzel sarmıştı. Biraz daha kafamda onunla ilgili düşüncelerimi sıralarken göz göze geldik ve onun başından beri beni izlemiş olma düşüncesi yanaklarımı kızartmaya yetmişti. “Ne oldu? Bak, bak doyamadın.” “Hayır, sadece...” deyip kekelemeye devam ettim. “ Ya-yani sadece arabayı inceliyordum.” Dedim, bu rezillikle nasıl başa çıkacağım Allah’ım? “Öyle olsun, peki beğendin mi arabayı?” Aynen çok beğendim ama seni daha çok koçum. “Çok, çok.” Dedim. “İyi o zaman.” Dediğinde araba durdu önce kendisi arabadan indi ardından elimi tutup beni de indirdi. İlerleyip bir masaya geçtik. Başladık konuşmaya, hadi Bismillah. “Öncelikle, ben Çağatay, Çağatay TAŞKIRAN.” “Ne?” Attığım çığlıkla neye uğradığını şaşırdı garibim. Tabii alışkın değil benim gibi delilere. Ayrıca o kişi ile ismi hatta soyismi nasıl aynı olurdu? “Ne oldu , bir sorun mu var?” Yok ya sadece birine benzettim. “Yok, yok bir sorun.” Ne güzel yalan söylüyorum ya.…