XIII
Yazar: Esooess

Bölüm görselleri


Bölüm Şarkısı: Sezen Aksu -Yansın İstanbul GECE ALARA AKSOY Bugün kızlar ile Çağla’nın mezuniyeti için kıyafet bakmaya gidecektik. Normalde Eslemler yarın gideceklerdi ama Çağla onları da mezuniyete davet etmişti o yüzden iki gün ertelediler. Mezuniyetten erken ayrılıp gideceklerdi. Mezuniyet zaten erken saatte olacaktı ama onlar arkadaşları ile anlaşıp bir yer daha tutmuşlar orada eğlenmeyi planlamışlar ve bizleri de davet etmişler işte. E bize de davete icabet etmek düşer. “Kızlar benim hep gittiğim bir mağaza var gerçi Gece biliyor da senin için söyledim aşkım.”dedi Eslem’e bakarak. “E nasıl elbiseleri güzel mi oranın? “Ben çok beğeniyorum ama Gece hep bir kulp buluyor.” “Yok öyle bir şey. Sadece güzel ve kendime hitap eden şeyler bulamıyorum, ne yapayım?” “Ama bu sefer itiraz yok benimkine gidiyoruz.”derken baya ciddiydi. E kalp kırmaya ne gerek var, bu birkaç gün onun günü olsundu. “Peki ama beğenmediğim şeyleri bana denettirmeye çalışırsan giderim." “Ay tamam tamam, hadi gidelim.” Altımda palazzo pantolon üstümde de beyaz bir crop vardı. Ayağıma bu sıcakta spor ayakkabı giymek istemediğim için kısa topuklu bir topuklu ayakkabı geçirdim. Saçımı da her zamanki gibi at kuyruğu yaptım, nedendir bu saçı çok seviyordum. “Ay Gece, bir çıkamadın dışarı. Çatladım şurada.” “Geldim geldim.” Benim arabamla gidecektik normalde ama Çağla kolumu zorlamanın sıkıntı yaratacağını savunup izin vermedi, el mecbur kabul ettim. O yüzden Çağla’nın arabasına doğru yürüdüm. Öne geçmeden arka tarafın kapısını açtım. Eslem dışlanmış hissetmesin diye arkaya oturdum. O da öne geçmişti zaten. ★★★ ÇAĞATAY TAŞKIRAN 24 SAAT ÖNCE Nermin Aksoy’ un olduğu eve gidiyordum bakalım ben yokken Gece’ye neler yazmış. Zaten çok yaklaşmıştım, yazdığı şeyleri düşünürken acaba bir noktada açık verir mi diye de düşündüm. Eğer verirse o kadar işime yarayacaktı ki. Bir sure sonra kaldığı eve varmıştım. Hemen arabadan inip evin kapısına geldim. Kapıyı açıp içeri girdim. Merdivenlerden yavaşça inerken birkaç çığlık sesi duydum. Sadece üç gün olmustu üç gün. Ona rağmen bu kadar çabuk delirmesi... Beni baya keyiflendirdi. Kapıyı sertçe açtığımda karşımda gözleri ağlamaktan şişmiş, elleri yazmaktan kalem tozundan artık siyahlasmaya başlamış, saci basi dağınık bir kadın ve yerlerde bir sürü kağıt duruyordu. Dudağımin kenarı yavaşça kivrildi ardından konuşmaya başladım. “Oo işimizi gerektiği gibi yapıyoruz, ne oldu sıkıldın mı?” “A, neden cevap vermiyorsun? E az önce bağırıyordun yoksa tum hakkını orada mi kullandın?” Masaya yaklaşıp bitirmek üzere olduğu kağıdı elime aldım ardından yeniden konuştum. “Olsun zaten sesini duymak istediğimi sanmıyorum. Ama yazdıklarını okumayı o kadar cok istiyorum ki.”diyip koca bir kahkaha patlattım. “Hmm, bakalım canın kızına ne yazmışsın? ‘Sana canım kızım, sevgili Gece tarzında bir şeyle başlayacağımı sanıyorsan yanılıyorsun. Neyse bana ne. Seni küçükken de sevmezdim, neden mi? Ben de bilmiyorum ama gerçekten ne kadar güzel olsan da ne kadar tatlı olsan da (sadece bebekken) seni sevemiyordum. Büyüdükçe hep bana şımarmaya başlıyormuşsun gibi geliyordu, sana ne kadar kızmak istesem de Çağatay hep bir şey bulup seni yanımdan götürüyordu. Yine de bu benim sana kizmama ve seni dövmeme hiç engel olmadı. Sonuçta günün sonunda her zaman ikimiz tek başımıza kalıyorduk değil mi? Zaten sana kızıp seni dövmek de beni zorluyordu çünkü yüzünde o acıyı göremiyordum sanki ben sana kızarken veyahut döverken biri canın acimasini engelliyordu. Bir süre sonra bu canımı sıkmaya başlamıştı. Artık seni dövmüyordum ama hâlâ kızmaya devam ediyordum çünkü bu elimde değildi. Ben her zaman sinirli bir kadındım zaten. Ayrıca ne zaman küçük bir şey bile olsa sana Çağatay hep yanımızda beliriyordu, bazen diyorum ki acaba siz gerçekten birbiriniz için mi yaratıldınız? Sonra diyorum ki bu gereksiz kız bile daha küçükken benden daha çok değer görüyor olmaz öyle şey. Ama işte öyle, senden hâlâ nefret ediyor miyim? Tabii ki evet! Sana olan nefretim hiçbir zaman ne yok oldu ne…