XII
Yazar: Esooess

Bölüm Şarkısı: Kendimden Hallice-Hatamı Dansa Kaldırdım ÇAĞATAY TAŞKIRAN Sabah kalktığımda ilk iş olarak şirkete geçmiştim, işimi erkenden bitirip Nermin Aksoy’un bulunduğu eve gidecektim. Neden mi? Tabii ki yazdıklarını okumaya. Şimdi neden adamlarından birini göndermiyorsun, o getirsin dersiniz. Söyleyeyim, yazdıklarını onun gözüne gözüne bakıp okumak istiyorum, aldığı hâli görmek istiyorum. İşlerim çok uzun olmasa da baya vaktimi almıştı çünkü titizlikle yaklaşırdım, hiçbir hataya yer vermemek için uğraşırdım ve yapmazdım da. İşlerle uğraşırken odayı telefonumun sesi doldurdu. Arayana baktım, benim adamlardan biriydi. Telefonu yavaşça elime alıp açtım. “Ne var?” “Patron, geçen Nermin Aksoy ile işbirliği yaptığını düşündüğünüz kişiyi bulmamız için bizi görevlendirmiştiniz.” “Evet.” “İşte o kişiyi bulduk sanırım.” “Sanırım?” “Evet, sanırım.” “Neden sanırsın?” “Çünkü emin değilim.” “Oğlum sen salak mısın? Madem emin değilsin ne diye arıyorsun ve meşgul ediyorsun beni?” “E, ama siz bana durumdan haberdar edin dediniz.” “Durumdan haberdar et dedim ama sen emin olmadığın bir şey icin beni rahatsız ediyorsun.” “Ama benim sezgilerim güçlüdür Patron. Ben kendime güveniyorum.” “Hay Allah’ım Yarabbim. Ben güvenmiyorum onu ne yapacağız?” “Onu ne yapacağız bilmiyorum ama kalbim kırıldı haberiniz olsun.” “Oğlum sen beni çıldırtmak mı istiyorsun?” “Hayır Patron, neden öyle dedin ki?” “Kafana sıkmamı ister misin koçum?” “Yok Patron, ben artık kapatayım. Kesin haber alınca yeniden ararım.” Telefonu kapatıp masaya fırlattım. Ardından ayağa kalkıp ceketimi giydim ve fırlattığım telefonu elime alıp odadan çıktım. Merdivenlerden inerken Burak’ı gördüm. Yanıma yaklaşıp konuştu. “Nasılsın? Bu aralar pek durgunsun.” “Durgun falan değilim. Her zaman ki hâlim.” “Sen kime neyi yutturmaya çalışıyorsun?” Kafamı kaldırıp yüzüne baktım ve gülümsedim, evet haklıydı. Ben kardeşime neyi yutturmaya çalışıyorum ki? O benim her hâlimi bilirdi. Biz, Burak ile çok küçükken tanışmıştık. Daha doğrusu zorunda kalmıştık. Ben annemi daha yeni kaybetmişken sokaklarda kendi kendime yürüyordum. Artık sokaklardan da çıkmıştım böyle dağlık bir alana gelmistim karşı tarafta uçurum tarzı bir sey vardı. Oraya gitmeden kafamı çevirecektim ki bir ağlama sesi gelmisti. Oraya yaklaşmıştım ve orada ağlayan çocuğu görmüştüm. O çocuk Burak’tı. Başta sadece onu uzaktan izledim ne yapacak diye. Bir süre sonra anne seni çok özledim dedi ve ayağa kalktı. Uçuruma doğru yürüyordu o an atlamayı düşündüğünü anladım ve koşarak yanına vardım. Kolundan tutup kendime çektim. O ara babamin şirketinin benim üstüme olduğunu bilmiyordum. Bir süre sonra bir avukat beni bulmuştu ben de o zamanlar da anneannemlerde kalıyordum. İşte bana şirketin kaldığını falan söylemişlerdi ben de şu an küçüğüm ne yapacağım dediğimde yerime şu anlık birinin geçebileceğini söylemişti ve biri ile anlaşmıştık. Ben hâlâ okuyordum tabii ki Burak ile de o zaman arkadaş olmuştuk ve anneannemlere onu da getirmiştim sağ olsun anneannem anlayışlı davranıp ikimize de baktı. O zamandan beridir beraberiz ikimiz de mimarız, aynı üniversitede bile okuduk. Kendisi annesini kaybetmişti ve babası onu dövüyordu, iyi ki onu o gün orada görmüştüm ve kurtarmıştım. “Haklısın.” “Tabii haklıyım oğlum, benim haksız olduğum bir konu var mı?” dediğinde söylediğine güldüm ve sorduğu soruyu yanıtlamadan asansöre ilerledim. “Nereye gideceksin?” “Nermin Aksoy’a, sen?” “Çağla’nın yanına gideceğim biraz oturup konuşacağız.” Sonrasında asansörde sessizlik hâkimken kapı açıldı. Ona dönüp selam verdim ardından dışarı yürüdüm. Arabama binip yola koyuldum. ★★★ GECE ALARA AKSOY “Peki, başka ne oldu?” derken Eslem bana Çağatay ile olan üniversite anılarını anlatıyordu. Derslerde her zaman hocadan daha çok şey biliyormuş gibi davranırmış ve gerçekten öyleymiş. Hatta bir keresinde hoca bir kelimeyi yanlış söylediğinde o da hocanın bilmem kaçıncı hatası diye bir anda ayağa kalkıp hocam yine yanlış söylediniz demiş. Ardından hoca da doğrusu ne oğlum, biliyors…