yedinci basamak
Yazar: bizâr

Adam bunu beklemeyerek içten bir kahkaha ile yardı geceyi. "Bak bu iyiydi işte." Kadını omzuyla dürttü. "Ama gerçekten. Ne düşünüyorsun?" "Yedi uğurlu bir rakamdır, neden ölüş?" "Bilmem. Yediyi sevmem. Ama nefret de etmiyorum. Yedi ile derdim var, kişisel bir sorun gibi daha çok. Onunla çekişmeli bir kavga halindeyim gibi hissediyorum. Yedinin yazılışı da rakam hali de rahatsızlık vermiyor mu sana da? Gerçekten mi? Beni çok sinirlendiriyor." "Bana, hepimizin düştüğünü ama bazılarımızın ardına bakmadan yolunda ilerlemeye devam ettiğini söylemiştin. Neden her sabah neden uyandığını sorguluyorsun? Devam etsene." Bir sonraki sokak lambasının altındaydılar şimdi, farkında olmadan durmuştu kadın; adam birkaç adım daha atmış, karanlığa çıkmıştı. Sonra durdu, elleri cebinde, göğe bakmak için haddinden fazla geriye devrilmiş, omuzlarının inip kalkışını gördü kadın. Sonra kadın görmedi ama adam gülümsedi. "Evet," dedi arkasını dönmeden. Ardından dikleşti, omzunun üstünden ışığa baktı. "Ama asla onlardan biri olduğumu söylemedim, değil mi?" Bunun onu kızdırdığını bile bile sırıtıyordu şimdi. Kadınsa başını iki yana sallıyordu. Öfkesini yutuyor, dudaklarını yaladıktan sonra bir şey söylememek için birbirine bastırıyordu. Kollarını birbirine dolayarak adama baktı. Ve Araf, "Teşekkür ederim," dedi. "Ne için?" Ama o yanıt vermek yerine "Bir şiir daha," dedi. Sanki son kez der gibiydi. " Böylece, konuşurken âşıklar zaman geçti Gece eridi, eridi ve sabahı getirmedi. Düştüler: Çünkü Gökten lütuf inmez Kendi yüreklerinin çırpıntısından Başkasını duymayana. "* Sonra yüzünde buruk bir gülümseme, gözlerinde sönen bir ışık ile arkasını dönüp karanlığa karıştı. Kadın peşinden gitmek istedi ama kıpırdayamadı. Ona seslenmek istedi ama dudakları Araf kelimesini şekillendiremedi. İçinden bir ses yarın basamaklarda olmayacağını söylüyordu. Onu duymazdan geldi. Yine kendisini yıpratan o ses olduğuna inandı. Kafasının içinden çıktığında kendisini öne attı ama çok geçti. Gitmişti. Basamakların arada kalmış adamı karanlığa düşmüştü. Yarın görürüm onu diye düşünerek eve gitti. Ertesi gece ikiyi biraz geçe geldi basamaklara. İçeride hala kulübün olduğunu bilerek... Tek tek indi, eli kapıya uzandığında birisi içeriden açarak dışarı çıktı. Nefesini tutarak kendisine bir laf, bir azar gelir diye bekledi ama çıkan kişi başıyla selam vermekle yetindi. Ardından bir başkası daha derken kulüp üyeleri tek tek basamakları terk ediyordu. Çok düşünmüştü buraya gelmeyi. İçeri girsem diye hayal etmişti. Araf orada olsa ve kulübün sahibi olarak (o an bunun doğru olduğunu düşünüyordu hala) bize şiirler okusa çünkü çok güzel şiir okuyordu, ardından bizden şiir istese ve belki de kendi yazdığını okusa... İçeride hala birkaç kişi, kimisi bir sürü sandalyenin karşısındaki masadaki adamın etrafında toplanmış kimisi eşyalarını sükûtla çantalarına yerleştiriyor, kadın içeride ne yaptığını bilmiyordu. Araf'ı aradı. Bulamadı. Masadaki adama sormak istedi ama Araf dese anlamayacağını fark ederek vazgeçti. Herkes çıktığında adam kapıyı kilitlemek için onu bekliyordu, basamakların en üstüne döndü. Kapı kilitlendi ve sokakta yalnız kaldı. Aşağı baktığında dipteki kapı gözüne artık çok daha eskimiş geliyordu. Beklesem diye düşündü ve önce kendi basamağına geri indi. Sonra ya içerideyse de ben kaçırdıysam dedi kapının kilitlenişini bizzat görmesine rağmen ve Araf'ın basamağındaydı şimdi. Bekledi. Adım sesleri duyana kadar bekledi ve basamakların arasında kalan bir kadına dönüştü. • *Edgar Allan Poe – Al Araf SON.