gece iki şiirleri

beşinci basamak

Yazar:

gece iki şiirleri - bizâr kitap kapağı
gece iki şiirleri kitap kapağı

"Ne kadar iç açıcı şiirlerin var." "Hayat nadiren iç açıcıdır." "Kulübü ne zaman açtın?" dedi kadın hiç aklında yokken. Soru karşısında adam birkaç kez dudaklarını araladı ama kafası karışmışçasına başını yana yatırarak durdu. Zamana yetişmeye çalışır gibi, anılarına erişemez gibi bir hali vardı. "Sahiden..." dedi kendine mırıldanarak. "Belki de hiçbir zaman açmadım. Belki de hep oradaydı hatta öylece duruyordu da onu ben buldum." "Açıklamanı isteyeceğimi bilerek böyle konuşuyorsun değil mi? Hoşuna mı gidiyor kafa karışıklığım?" "Kulüp benim değil," dedi omuzlarını silkerek. "İyi de bana bir şiir kulübüm var dedin." "Evet. Gidip geldiğim, sahiplendiğim bir şiir kulübüm var ." "Pekâlâ söylediğinin bu manaya gelmediğinin farkında olmalısın." "Biraz kelimelerin etrafından dolaşıyor olabilirim ama sen de çok kızıyorsun ha, haberin olsun." "Haksız mıyım sence?" "Her şeyi ilk söylediğim manasında olduğu gibi algılaman benim mi suçum?" "İnsanlar böyle konuşur, bilmece çözerek değil." "Ben bilmeceleri seviyorsam ne olacak peki? Neden sen düz ve direkt, kelimelerin ilk manasını seviyorsun diye kendimi öyle konuşmayla kısıtlayayım? Sen bana adapte olsana." "Çevrende konuştuğun kimse yok değil mi? Mümkün değil çünkü de—" "Al işte, yine genele göre—" "Hani hayır, aklıma yatmıyor da arkadaşların olduğu gerçeği, kimseyle konuşamazsın böyle—" "Şimdi de insan ilişkilerimi bilir oldu! Pes, doğrusu." "Çekilmez birisin." "Beni hiç tanımıyorsun Hanımefendi." "Doğru." "Evet. Ben şiir sever biriyim." "Şiirden anlamayan bir şiir sever. Yoksa onun da mı ardında başka manalar vardı? Şiir falan mı yazıyorsun yoksa? Şairim deme bana!" "Yok, o kadar da değil." "Doğruyu söyle?" "Ne zaman yalan söyledim ki? Yalancı mı diyorsun bana? Ayıp." "Sana demiştim, hiç şiir kulübü olan biri gibi bir tipin yok." "Sokakta tanıştığın bir yabancıyım ben. Çok üstüne düşünme..." Kadın sinirden mi soğuktan mı bilinmez, titriyordu şimdi. Kendisini aptal gibi hissetmesini sağlayan bir gevşeklik içerisinde olan adamın bakışlarının üstünde olduğunu, bilhassa gülümsediğini biliyordu ama ona bakmayacaktı. O kadar sohbet ettikten, ona kendisini anlattıktan (!) sonra nasıl da birden düşmüştü gözünden. Kandırılmış hissediyordu. Gerçekten de anlamış mıydı kendisini yoksa hepsi birer palavradan mı ibaretti? Kadına, onu anladığını iddia eden cümleler kurarken alttan alta alay mı ediyordu yoksa? Ne kadar da rahattı öyle. Sert bir rüzgâr basamakları doldurarak bu iki yabancıya havanın ne kadar soğuk, gecenin ne kadar derin olduğunu hatırlattı. Araf sakince ayağa kalktı, üzerini düzeltip yakasını yüzüne doğru çekiştirdi ve elini aşağıya, kadına uzattı. "Hadi," dedi. "Biraz yürüyelim."

Bölümün tamamını WritePad'de oku