üçüncü basamak
Yazar: bizâr

"Ezberinde kaldığına göre bir şey ifade ediyor olmalı. En azından hissel." "Muhakkak. Düşündüm de, sen de gelmelisin." "Nereye?" Cebinden, sigara ve çakmağın olmadığı diğer cebiydi bu, bir çift eldiven çıkarttı ve giydi ama parmaksızlardı ve işi bittiğinde hiçbir fark yaratmamışlardı. "Kulübe. Belki aradığın şeyi orada bulabilirsin." Parmaklarını birbirine geçirip gerinirken konuşmuştu. "Aradığım şey neymiş?" "Anlaşılmaktır diye düşündüm." Gülüyordu şimdi, gözlerinden uyku akıyordu. "Yorgun olmalısın," dedi kadın onun sözlerini duymazdan gelerek ve kafasında çalan uyarılardan tüm dikkati dağılmış halde. Onu yordun, onu oyaladın. Gitmek istiyor işte. "Ben hep yorgunum..." Sonra ayağa kalktı ve kadına yukarıdan bakarak "Gerçekten gelmelisin," dedi. Onun kendisine çektiği bacaklarından arta kalan basamaktan geçerek sokağa çıktı. "Ve bana bir şiir getirmelisin." Sonra da gitti. Ve kadın da ona bir şiir getirdi. Ertesi gün, bu sefer amaçsızca değil de basamaklara bilerek gitme niyetiyle yürüdüğünden daha hızlı, daha sertti adımları. Vardığında karanlıkta yanan bir nokta gördü yalnızca, adam en aşağıda oturmuş, sigara içiyordu. "Kulüp birkaç dakika önce dağıldı," dedi ona bakmadan. "Biliyorum. Ben basamaklara geldim." "Seni kulübe davet ettiğimi hatırlıyorum." "Bu detayı atlamış olmalısın." Sesleri muzip, birbirlerinin pekâlâ ne dediklerini hatırlarken kadının çarpıtmasına izin vererek oturmasını bekledi. Bir dirseğini basamağa dayamış, eli üzerinde onu izliyordu şimdi. Sigarası bitmişti. "Sana bir şiir buldum," dedi boğazını temizlediği, bir süre kıpırdandığı ve bir türlü rahat edemediği dakikaların ardından. Adam hala onu izliyordu. Cebinden bir zarf çıkardı. "Sen de onu bir zarfa mı koydun?" dedi meraklı sesiyle. Zarfı parmakları arasında çevirip sessiz kaldı. Gerçekten, onu neden bir zarfa koymuştu? Bulduğu şiiri ezberleyebilirdi –daha sonrasında birçok şiir ezberleyecekti-, okuduğu sayfayı yırtıp yanına alabilir ya da öylesine karaladığı bir kâğıdı katlayarak getirebilirdi; ama hayır, o bir zarfa koymuştu. "Sende hiç bu kadar romantik biri gibi bir tip yoktu ama--" dedi adam gülerek ve kadın kendisiyle alay eden ama öfkeli soluğu ile zarfı adama doğru savurdu. "Hadi hadi. Buralara bir yerlere posta kutusu diksem iyi olur gibi, belki bakarsın birileri şiirlerini postalamak ister. Kötü fikir değil ha." "Uğraşma benimle." Çenesini avucuna dayayarak dışarıya baktı. Sessizlikte oturdular bir süre, dakikalar geçti. Omzunda bir dürtme hissettiğinde kadın yavaşça yüzünün yan tarafını avucuna dayayarak ona baktı, o da başını dayadığı duvardan yana düşürmüştü. Bakışları devam et der gibiydi; bir rüzgâr esti, aralarından geçerek kadının kucağındaki zarfı kıpırdattı; Araf'ın gözleri bir anlık ona kayıp geri döndü. "Hadi," dedi. "Okusana." Kadın, emin değilmiş gibi başını zarfa doğru eğdi ve sessizce bir süre onunla bakıştı, ona ne yapması gerektiğini söyleyecekmiş gibi bakıyordu zarfa; bir cevap bekler gibi. Farkında olmadan dudaklarını büzmüştü, bu durumdan artık keyif almadığı belli oluyordu ama bu Araf'ı güldürmekten başka bir işe yaramadı. "Hadi," dedi. "Yanımda zarf açacağı getirmemişim ama eminim sende vardır, benim yerime sen yap." Kadın tatlı bir öfkeyle başını kaldırarak ona baktı ama ciddi tutmaya çalıştığı suratı, karşısında eğlenerek gülen adama karşı fazla dayanamadı. "Hayatında alabileceğin tek zarf bu, eğlen bakalım." "Kalbimi kırıyorsun. Niye mektup alamayacakmışım ben?" Onu duymazdan gelen kadın zarfın içindeki şiiri çıkarttı. "Öyle pek bir şey bekleme. Sadece eskiden okuduğumu hatırladığım bir şiirdi, sözlerini hiç anımsamasam da varlığı aklımda kalmış. Arayıp buldum ama bildiğim tek şiir bu herhalde. Senin aksine ben şiirden gerçekten anlamam." Göz ucuyla Araf'a baktı, gözlerini yummuştu. Boğazından yumuşak bir ses yükseldi, bunu devam etmek için bir işaret olarak alan kadın boğazını temizleyip derin bir nefes aldı. Sonra da okudu: "Bütün bildiğim şu: kuzgunlar ağzımı öpüyorlar, damarlar arapsaçına dönmüş burada, denizs…