ikinci basamak
Yazar: bizâr

"Seni anlamıyorum." "Ben de, boş ver." Duvarda çok önemli bir şeye bakıyormuş gibi başını yana eğerek sessizce karşısını izledi bir süre. Kadın dirseğini üstündeki basamağa dayayarak başını avucuna dayamış, ona bakıyordu. Bekledi, zamanın durduğunu hissettiren bu sokakta acelesi yoktu zaten. Gözleri adamdan düştü, aralarındaki merdivene baktı ardından sokağa döndü, gökte yıldızları saydı. Gitmeyi düşünmediği ama konuşmanın da bittiğini hissettiği bir ferahlıkla sarmalanmış, şimdiye kadar bir mana ifade ettiğini hissettiği tek an buymuş gibi geliyordu. Sanki onca sene yaşarken hiç farkına varmamıştı da tam şu an, bu soğuk basamaklar onu hissizleştirirken bir şeyler anlam kazanıyormuş gibi. Fakat adam için söyleyecek şeyler vardı anlaşılan. "Buraya gelen insanların birçoğu arayış içindeler; kendilerini anlamıyorlar ve dünyayı da öyle; dünya da onları anlamıyor hoş. Biz de birbirimizi anlamıyoruz ya, kim anlam üzerine kafa yoruyor ki? Şiirler var, onları da kimse anlamıyor gerçi. Ne çok anlamamak dedim öyle." Güldü. Çaresiz bir gülüştü. Cepleriyle yine boğuştu, sanki az önce koyduğu yerden öteye gidebilirmiş gibi sigarayı ararken yorucu bir uğraş verdi, bir tane daha yaktı. "Demem o ki, esasında şiiri kimse anlamaz, belki şair bile, şiirden başka. O yüzden, hoşumuza giden, anladığımızı düşündüğümüz ama olay aslında hissetmek olan şiirleri toplayıp getiriyoruz o kadar. Evet, bunu yapıyoruz işte. Gerçekten de anlamsız..." "İstediklerini bulabiliyorlar mı sence? Sen, yani, istediğini bulabiliyor musun?" "İstediğim ne ki?" "Anlaşılmak belki? Huzur?" "Huzur mu? Güldürme beni. Şiirde ne arasın huzur." "Anlamadığını söyledin, ne biliyorsun belki var?" Sigarası dudakları arasına, çakmağı cebine koymak için yarı yolda durmuş halde dudaklarını büzdü ama düşünebildiğim tek şey ince dalın nasıl da düşüp trençkotuna değeceği ve belki de orada bir delik bırakacağıydı. "Güzel bir noktaya parmak bastın. Buna bir cevabım yok. İlk soruna dönersem, bilmiyorum. Bulsalar bile söyleyeceklerini sanmıyorum. İnsanlar bir şeyi ararken her yere haykırır, hepimiz böyleyiz. Herkesten yardım dileniriz ve insanların acımızı görmesini isteriz; göremezlerse de onlara küseriz, sanki hayatları bizim gizemli hallerimizi anlamak dışında amaçsızmış gibi onlara hiçbir şey vermeden peşimize düşmelerini isteriz. Sonra, aradığımızı bulduğumuzda— tabii bulabilecek kadar şanslıysak, onu saklarız. Asla lafını açmayız, saklarız ki kimse onu bulamasın ve kimse senin hissettiğin o mükemmel hisse ulaşamasın. Tuhafız, cidden. Bazen bizi anlayamıyorum." Lafın ortasında ona itiraz etmek istemişti. Hayır, demeliydi. Hepimiz haykırmayız ve herkes de kendisi ile ilgilensin istemez. Tamam ister ama istemez de işte çünkü yük olmamak gerekir ve acısıyla kendisi baş eder, etmeyi öğrenir. Hayır, herkes haykırmaz ama sessizlere de kimse dönüp bakmaz. Fakat o ne zaman konuşmuştu ki şimdi konuşsun? Bu yüzden dudaklarını birbirine bastırdığı bir anda kelimelerini yine geldikleri yere geri gönderdi. Bunu o kadar sık yapıyordu ki bir gün midesindeki koruncak dolusu kelime taşıp gövdesini yararak dışarıya akacak gibi hissediyordu. Bakışlarını duvarda tutuyor ama dışarıya bakmaktan da alıkoyamıyordu. Adama geri dönmek istiyorlardı ve adam bunun pekâlâ farkında olacak, kadına bakarken gülmeye başladı. "Ne?" dedi kadın en sonunda üzerindeki gözlerin ağırlığını hissederek ona döndüğünde. "Bir şey dersin diye umuyordum." "Ben pek konuşmam," dedi düşünmeden. "Dinlerim." "Onu fark ettim. Kafanın içinden bana bir yanıt verdiğine yemin edebilirim ama kanıtlayamam işte..." "Bir şiir kulübü yöneten birine göre fazla bağımlısın," dedi ansızın, manasızca, anlamsızca. Saçmalığının o da farkında, dumanı üflerken güldü adam. "Bir kere," dedi adam işaret parmağını aralarında kaldırarak yavaşça kadına doğru indirirken, "... ben bağımlı değilim. Sigarayı sadece geceleri içiyorum ve her gece de değil, sadece şiirlerden sonra." "Haftada kaç kez kulübe geliyorsun?" "Yalnızca perşembeleri." Kadın tek kaşını kaldırdı.…