3|
Yazar: geceninkaranlığı

Yeni bölüm sizlerle🤍 yorum yapmayı ve düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın, iyi okumalar dilerim🍁🤍🍁 ★★★★★★★★·•° " Bir cezalı kavgada payıma düşen acı olsa dahi razıyım senin uğruna. Yanacaksa canım senin için yansın... Senin olduğun cehennemi, olmadığın bir cennete değişmem. Acım da neşem de senin uğruna." ~Naz Sabahın köründe tüm huzurumu kaçıran o alarm sesleri, insanlık tarihindeki insanlığa karşı işlenen en büyük suçlardan biriydi benim için. Rüyamın en huzurlu, bedenimin en rahat olduğu tam o an çalmaya başlayan o iğrenç sesten nefret ediyordum! Telefonu parçalamak istediğim tek an bu andı hani şu alarm seslerinin odada yankılandığı anlar! Uyku sersemi üzerime geçirdiğim okul formasının eteğini düzeltmeye çalışırken kapım çalındı. Ben daha konuşmadan içeriden gelen o çay höpürdetme sesi ile ofladım. "Kapımı çalmak için çayla mı geliyorsun abi?" diye sesimi yükselttim. "Sus kız, ne cırlıyorsun sabah sabah?" diye seslendi içeriden. Çantamı alıp kapıyı açtım abim bir yandan çayını içiyor, bir yandan da telefondan bir şeyler izliyordu. Elimi yüzümü yıkayıp geri geldiğimde, masada bana çay katan adama sevgiyle bakıyordum. Keşke tüm hayatım abimin yanında geçseydi... Şimdilerde eski bir alışkanlık olduğu için ayağa kalkıp ona hizmet etmemek için kendimi zor tutuyor, abimin yanındaki bu yeni ve özgür hayatıma adapte olmaya çalışıyordum. Zorlanıyordum ama çok mutluydum. Ben Ankara'yı çok sevmiştim, bir daha İzmir'e dönmek istemiyordum. "Ne oldu kuzum?" Düşüncelerim zihnimi sararken abime nasıl baktıysam artık, merakla yüzüme bakıyordu. "Niye gözlerin doldu Gazel?"Gülümsedim. "Dalmışım abi," dedim geçiştirerek. Sol bileğimi hep masanın altında saklıyordum. Dün Sancar, "Abin fark etmedi mi?" demişti fark etmemişti ve umarım hiçbir zaman da fark etmezdi. Yemeğimizi yedikten sonra ben kahvaltılıkları dolaba koyarken, abim de bulaşıkları makineye dizmişti. Normal evlerde işler böyle yürüyordu demek ki... Ayakkabılarımızı giyip aşağıya indiğimizde Sancar’ın arabasını gördüm. O da bizi görmüş olmalı ki, sabahın köründe art arda kornaya basmaya başladı. Bu çocuk ne kadar gıcıktı! Arabaya geçtiğimizde Sancar yüzüme dahi bakmadı. Abimin yanında özellikle benden kaçan bu çocuğu gerçekten dövmek istiyordum. "Günaydın," dedi abim biner binmez. Aynı şekilde karşılık verdiğimizde, Sancar’la dikiz aynasında sözlerimiz değil, gözlerimiz karşılaştı. O an anında başımı çevirip camdan dışarı bakmaya başladım. O benimle konuşmuyorsa, ben de onunla konuşmayacaktım! Bu sessiz ve inatçı yolculuğun ardından nihayet okula vardık. Her zamanki gibi sıralanıp okulun kapısından girdik. Ara sıra buraya dönen ve kendi aralarında bizi göstererek konuşan öğrenciler beni huzursuz ediyordu. Abimin kolu omzumdaydı umarım bizi sevgili sanmıyorlardı. Erkeklerin gözleri üzerimde oyalandıkça utanıyor ve huzursuz oluyordum ama Simay'da hiçbir belirti yoktu, alışmıştı sanki. Abimin kolunun sertleştiğini hissettim. Umaram kavga çıkmazdı. Sadece erkekler bakmıyordu, kızlar daha fazla dönüp bakıyordu abilerimiz yakışıklı olduğu için bakmaya hakları vardı tabii. Abim gibi kıskanç biri değilim ben! Koridora girip ilerledik. Doğrudan sınıfa çıkacaktık ama önümüzü dört erkek kesti. Onlar da benden uzundu ve hiç tekin durmuyorlardı. Eli cebinde, önde duran sarışın çocuk karizmatikti sert yüz hatları, kahve gözleri ve sarı saçları ile bana birini anımsatıyordu."Günaydın Gökhan, nasılsın?" dedi. Abim omzumu sıktı ve sert bir sesle konuştu "Ne istiyorsun?" Çocuğun yüzündeki gülümseme ona hiç yakışmıyordu. Arkasında duran kumral çocukların bana baktığını hissedince onlara baktım. Evet, doğrudan bana bakıyorlardı! Nefesim sıklaştı. "Manita mı?" dedi arkasındaki çocuk, yılışık bir sesle."Sana ne lan!" Abim sesini kontrol etmeye çalışsa da tonundan resmen nefret akıyordu. Omzumun yanındaki elini sıkıca tutup ona döndüm. "Abi gidelim," dedim fısıldayarak. Bana baktı, gözlerimdeki o korkuyu gördü ve çekip oradan gitmek istedi ama arkamızdan yine konuştular "Fena değilmiş yavru." Yutk…