1|
Yazar: geceninkaranlığı

Takvim yaprakları on üç eylülü gösterirken okullar açılalı bir hafta olmuştu. Yani diğerlerine göre... Bugün hayatımın yeni sayfasını açıyordum. O sayfa biraz yırtık, biraz gri, e biraz nemli olabilir fakat ben yeni bir güne başlıyorum. İzmir'in yazdan kalma sıcak havasından sıyrılıp, Ankara'nın o güzel gökyüzünden eşsiz topraklarına iniş yapmıştım. Beyaz bol tişörtüm, şortumun bel kısmına doğru uzanıyordu. Lacivert ve diz kapaklarımın biraz üzerinde biten şortumun açıkta bıraktığı çıplak bacaklarım hep çizilmişti! Kaçıncı sabır çekişim bilmiyorum ama Allah'ım sen bana sabır ver! Elimdeki küçük valizi mermer zeminde sürüyor, heyecandan ve şansızlıktan oluşan o sakarlıkla gelen yolcu kapısının önünde sinir krizi geçirmemek için kendimi zor tutuyordum. Bu valizin benimle derdi ne? Uçaktan inerken fermuarı bilekliğime takılmıştı ve çıkaramayınca pes etmiştim açıkçası kopmasından da korkmuştum. Şimdi ise elimdeki o şeye bakıyordum hani şu valizleri sürüklemek için yukarı doğru uzayan o metal çekçek sapına... Ciddi anlamda elimde kalmıştı! İçinde pek eşyam yoktu. Ders kitaplarım ve birkaç defterim vardı birde birkaç giyebileceğim elbiseden başka hiçbir şey yoktu. Bu şey mi bozuktu, ben mi emin değilim ama elimdeki o kırık metal sapa öcü görmüş gibi bakıyordum. Bu olmak zorunda mıydı? Elimdekini hırsla çöpe atarken valizi parmak uçlarımla tutup çıkışa yürüttüm. Böyle de çok yorulduğum için ipinden tutmak istedim ama bu sefer de ipi koptu! Eminim evde daha iyi bir valiz olmalıydı. Ah anne ah! O kadar sinirliydim ve o kadar yorulmuştum ki, rezil olmaktan korkmadan valizin üzerine oturup dinlenmeye başladım. Kahve tonlarındaki saçlarım enseme ve yüzüme yapışmıştı çünkü az da olsa terlemiştim. Ankara İzmir'den daha serindi ve ben yorgunluktan terlemiştim. Solup gidecektim az daha. Neredesin ağabey? Telefonumu çıkarıp ağabeyimi aramaya başladım ama açmadı. Sesli bir şekilde oflarken açlıktan gözlerimin karardığını fark ettim. Yanımda yeteri kadar para yoktu anca su alabilirdim. Etrafıma bakındım ama su alabileceğim bir yer de yoktu. Ayağa kalkıp şu lanet olası valizi de kendimle beraber çıkışa sürükledim. Evet, bildiğiniz sürükledim! Ufak adımlar atarken ayağımın ucu ile yavaş yavaş valizi itiyordum. Acaba valizi buraya bırakıp gitsem mi? Hem bulana hediyem olur! Yaklaşık bir saat süren uçak yolculuğu midemi altüst etmişti. Zaten uçak ve tekne gibi şeylerden korkuyorum, bir de aç binmiştim. kalbim hâlâ hızlı atıyordu ve sanırım biraz da tansiyonum düşüktü. Tamamdır, su içince düzelirdi. Korktuğumu söylememe sebebim, bir an önce o evden uzaklaşmaktı. Ağabeyim onunla beraber yaşamam ve okumam için çok fazla ısrar etmişti. Annem ve babama eğer korktuğumu belli etseydim, beni göndermemek için hemen bir bahane bulmuş olurlardı.Keşke göndermek istememelerinin sebebi sevgi olsaydı... Çıkışa az kalmıştı ve ben gözlerimi valize dikmiş, dalgın ve yavaş bir şekilde yürüyordum. Adımlarım fazla uyuşuktu. Sanırım şu an istediğim tek şey bir cadı süpürgesi veya uçan bir halıydı eminim uçan halı daha güzel olurdu. Sağ ayakkabımın bağcığına bastığım için çözülmüştü ve ipler her yürüyüşümde iki yana sallanıyordu. Şu an o kadar üşeniyordum ki, eğilip bağlama işini sonraya bıraktım. Ortamdaki sesler çok rahatsız ediciydi, zaten gözlerim de ağrıyordu saat daha sabahın yedisiydi! Ağabeyimi bir an önce görmek istiyordum ama sanki o gelmemişti. İlk defa yalnız başıma şehir dışına çıkıyordum eğer ağabeyim gelmediyse ne yapacaktım? Ben bunları düşünürken, bu sefer valize biraz hızlı vurmuştum ve valiz daha ileri gitmişti. Aynı anda, benim küçük beyaz valizime doğru hızla ilerleyen büyük, siyah bir valiz vardı. Ben o siyah valizi fark ettiğimde çok geç kalmıştım valizler birbirine çarpmış ve ikisi de yere devrilmişti. Valizin sahibine bakmak için kafamı kaldırmıştım ki, aniden başım dönünce geriye doğru sendeledim. Bu sefer de çözük olan ayakkabımın bağcığına basıp geriye doğru düşeceğim esnada, bir çift kol belime sımsıkı sarıldı. Gözlerim korkuyla irileşirken d…