Bölüm 7
Yazar: matacoope

Aradan bir hafta geçmişti ama yaşadığım panik hala birkaç saniye önceymiş gibi hissettiriyordu. Ölü gibi yatağımın üzerinde yatıyordum, Ivan arada bir gelip bacaklarıma tekme atarak hayatta olup olmadığımı kontrol ediyordu. Sırt üstü dönerken bu odadan ne kadar nefret ettiğimi iliklerime kadar bir kez daha hissettim. Tavan arasından sızan soğuk nem nefes almayı bile zorlaştırıyordu. Günlerdir aralıksız olarak yağan yağmur da buna hiç yardımcı olmuyordu. Luna birkaç gündür ortalıkta yoktu. Frank odadan çantasıyla çıktığından beri geri dönmemişti ve Luna'da onun peşinden gitmişti. Ivan, odanın kapısını sinirli bir şekilde açıp içeri daldı. Her zamanki gibi sinirli tavrıyla bacaklarıma bir tekme atıp. “ Vstavay zhe, devochka! ” diye bağırdı. Her seferinde aynı şekilde bağırdığı için bunun bir tür küfür olduğunu varsaymaya başlamıştım. Huzursuz bir şekilde homurdanıp cenin pozisyonuna geçtim ve tekme attığı yeri ovaladım. Umursamazlığım canına tak etmiş olmalı ki “ Vstavay uzhe! Yetti bu kadar miskinlik sana, iş zamanı.” diyerek ensemden beni bir kedi gibi yakaladı. Ivan'ın tırnaklarının boynuma battığını hissedebiliyordum. Acıyla hayıflanarak gözlerimi ona diktim ama Ivan umursamıyordu. Gözlerinde her zamanki sertlik vardı fakat bu kez biraz da çaresizlik okudum. Onu ilk defa böyle görüyordum ama kafam karışmıştı. Ivan, Luna olmadan bir iş yapmaya pek yanaşmazdı. “Ne işi? Frank ve Luna hâlâ yok. Onlar olmadan...” Suratını suratıma yaklaştırdı. “Frank ölü olarak bulundu. İki göğsüne bir kafasına kurşun yemiş.” diye tısladı. “Luna’nın da geri döneceği yok. Büyük ihtimalle o da öldü. Daha fazla bekleyemeyiz.” Ensemdeki eli hala çelik bir pençe gibi sıkıca yapışmış durumdaydı. Geriye uzanıp parmaklarını ensemden uzaklaştırmaya çalıştım ama çırpınışım bir işe yaramıyordu. Frank’ın ölüm haberi canımı yakmıştı ama cihazlarını aktifleştirdiğinde bunun olacağını biliyorduk. Ivan gerçek anlamda bir ayı gibiydi. “Bıraksana!” Sesim isyan eden bir kedi yavrusu gibi çıkmıştı ve anında bundan nefret etmiştim. Ivan pis bir sırıtışla birlikte ensemi bıraktı. “Neyse, toparlan Minik Kuş buradan ayrılıyoruz.” “Nereye? Ya Luna geri dönerse?” Söylediğim şey Ivan’ı irrite etmiş olmalıydı ki ellerini beline koyup alt dişleriyle üst dudağını ısırdı. Ne zaman sinirlense bu hareketi yapıyordu. Çelik grisi gözlerini, gözlerime kilitleyince rahatsız bir ürperti tüm vücudumu sardı. “Bak Minik Kuş, Wilhelm'in adamları hareketlenmeye başladı ve biz burada tıkılıp kalmışken bir anda kapımıza dayanabilirler. İnan bana senin yüzünden bunca yıllık emeğim boşa çıkarsa, sana yapacaklarımı hayal bile edemezsin. O yüzden o siktiğimin sesini kes ve dediklerimi yapmaya başla. Ben Frank’e benzemem, sorun çıkarırsan seni vururum ve seni kimsenin bulamayacağı bir yere atarım. Anladın mı?” Sözleri kırbaç gibi beynimde şakladı. Ellerimi yumruk yaparak karşısına dikildim. Ne Ivan’a ne de Luna’ya Daniel’dan bahsetmemiştik. Frank bizi buraya patlama sonrasında pasaportları alana kadar geçici olarak kalmamız amacıyla getirmişti. “Sen Wilhelm’i nereden biliyorsun?” Yemin ederim Ivan’ın gözü bir anlığına seğirmişti. “Çünkü gözüm kulağım her yerdedir, Kuş Beyinli! Siz buraya geldiğinizde sırf Luna’nın arkadaşısınız diye hakkınızda araştırma yapmadım mı sanıyorsun. Dura. ” “Küfür etmeyi keser misin? Edeceksen de en azından ikimizin bildiği bir dilde ette en azından karşılık verme şansım olsun.” Ivan, kısık bir kahkaha attı, soğuk ve alay dolu bir kahkaha. “Küfür edip etmediğimi bile anlamıyorsun, Minik Kuş. Yine de Wilhelm ve onun gibilerle kedi fare oynamak istiyorsun.” Parmaklarım avuç içlerime tamamen gömülmüştü. Küçük bir sinir küpüne dönüşmek üzereydim. Parmaklarını alaycı bir şekilde şıklattı. “ Davay! Tüm gün seni bekleyecek vaktim yok.” “Tamam çık dışarı da üstümü değiştireyim.” Ivan kol saatini havaya kaldırıp beş parmağını açtı ve tek kelime etmeden odadan dışarı çıktı. O çıktığı gibi bir haftadır dokunmadığım tuşlu telefonu yastık kılıfımın arasından çıkardım. İçimden bir…